Sikik federallerin barı, veya bardan geriye kalanları, terk etmesinden sonra büyük bir restorasyon projesiyle baş başa kalmışlardı. YİNE. Evet, rpye "sikik" diye başlıyorum çünkü neden olmasın.
Hazel, ağzında lolipop, yanda retro bir radyo, son ses müzik açık halde handheld konsolunda bir şeyler oynuyordu. Bir şeyleri taşıma etme işlerini güçlü kaslı erkeklere bırakmıştı. O zaten sevmezdi öyle, üstü başı pislenirdi. Daha tırnaklarını yeni yapmıştı. Saçlarını örmüştü güzel spreyle sabitlemişti filan, uğraşamazdı. Ama bu elbette bar için hiçbir şey yapmayacağı anlamına gelmiyordu. Öncelikle herkese götünü kollaması gerektiğini öğretiyordu çünkü birisi önünde eğilecek edecek olursa kıçına şaplağı yiyordu. İkinci de, tabletinde mükemmel bir tasarım yapmıştı ve tabelanın siparişi bugün gelecekti. Madem bar bu kadar yıkılmıştı, o halde yenilerken biraz güzellikler eklemeliydi. Bu güzellikler de ondan bir parçayı temsil etmeliydi. Patronun çıplak büstünü yaptırıp köşeye koydurmayı düşündü ancak pipisinin ve taşaklarının boyutunu ölçmesine izin vermemişti bir türlü. Amacı sadece büst için ölçü almaktı halbuki. Başka şeyler düşünmemişti hiç. O yüzden mecbur bu ikinci seçeneğe mahkum kalmıştı.
Kapıda kuryeyi görmesi ile birlikte fırladı hemen ayağa kalktı. Heyecanla sek sek sekerek postayı aldı ve özenle içeri götürerek paketi açtı. Neon tabela tam da görsellerde vaat ettikleri gibiydi. "Patroooaaan buna var ya çıldıracak~" Yerdeki eşyaların, tozun, pisliğin arasından sekerek boyası daha yeni kurumuş olan duvara yapıştırdı güzelce eserini. Sonra da bir iki adım çekilip inceledi hayranlıkla. "Ben var ya, aşırı zekiyim. Harcanıyorum ayol."
Bardakilere seslendi. "Arkideşlaaar bakın güzel miiiii?" Yeniden sek sek sekerek radyoya geldi ve müziği ayakkabısıyla kapattı. Önündeki iki perçem saçıyla kıvır kıvır oynayarak John'un ve diğerlerinin yanına geldi. "Şimdi biz bu Meksikalıları düşman edindik di miiii?" Parmaklarını önünde birleştirip uwu tatlı bir kız gibi davrandı. "Ben size bi' şey itiraf edicem. Bir tane sarışın adam vardı. Cisimlerin içinden geçip uçabiliyordu. İsmi neydi... Breacher, heh. Bana dedi ki ekibini bırakıp bizimle geleceksin yoksa seni öldürürüm filan. Çok da güçlüydü, aldı havalara savurdu beni sağdan sola vurdu. Ben de dedim ki ayol dur savaşmayalım sevişelim. O da bunu çok literal algıladı, pantolonunu filan çıkartmaya başladı. Baktım salacak kobrayı, heyecandan bi' tane geçirdim apış arasına. Sonra yeşil yeşil ışıklar çıkardı bir şeyler oldu bilmiyorum gitti sonra. Sizce o Meksikalılarla mı çalışıyordur? Siz onu tanıyor musunuz? Çünkü tekrar peşime düşerse götümden kan alabilir de, hihi~" Saçlarıyla kıvır kıvır oynamaya başladı yine cilve yapar gibi. "Napsaak kiiiii~ Ay korkarım ben tek başıma dışarı çıkmaya daaaa~~"
Re: [American Gods] Bunu Yazan Tosun, Okuyana Kosun
Posted: 03 Feb 2026, 18:58
by V
Barı tekrardan yerine oturtmaya çalıştığımız şu günlerde, aklımda dönen sorulardan bir tanesi artık değişmeye başladı. Önceden, acaba ne zaman harekete geçeriz, neler yapmamız gerekir diye düşünür dururdum. Şimdi ise, barı ne zaman tekrardan restore edeceğiz diye düşünüyorum. Şu son günlerde, özellikle bar tezgahını temizlediğim her anda bu soru aklımın içinde dönüp duruyor. Yine de, günlerimizin iyi geçmeye başladığını düşünüyorum. Hazel aynı munzurluklarına devam ediyor, ben yine kokteyl ve yemek yapıyorum. John biraz daha olgunlaştı gibi geliyor gözüme, bu olayların ağırlığı üstünde bir etki yaratmış olmalı illa ki. Başımızın daha büyük bir belaya gireceğini hissediyorum, bu bela gelmeden hepsinin biraz da olsa iyi vakit geçirmesini önemsiyorum. Her ne kadar duygularımı belli edemiyor olsam da, onların eğlencesine katılmaya çalışıyorum.
Bugün, yine tezgahı elimdeki bezle temizlerken bir kurye geldi içeri. Hazel, hızla ayağa fırladı. Sonrasında aldığı paketini özenle açtı. Ne aldığını merak ediyordum, ancak bazen Hazel’ı sorgulamamak gerektiğini düşünüyorum. İçinden ne çıkabileceğine gerçekten inanamıyorum bazen. Bu yüzden, sakince ve sessizce izledim onu. Duvara yapıştırdığı neon tabelaya baktım. Güzel bir üründü, en azından barımızı güzelleştirecek bir parçaydı. Bize seslenerek, güzel olup olmadığını sorduğunda, “Güzel olmuş, beğendim.” diyerek yanıt verdim. Böyle yeni ve kreatif şeylere ihtiyacımız olduğunu ve bunu tamamladığını görmek güzel oluyor. Yeni şeylerde kesinlikle ona güvenirim.
Hazel, tabela meselesinden sonra Meksikalılar hakkında konuşmaya başladı. Aralarında sarışın bir adam olduğunu söylüyordu, ismi Breacher’mış. Savaşmayalım sevişelim dediğinde ise, kütük kafalı Breacher bu durumu ciddiye almış anladığım kadarıyla. Hazel da onun apış arasına geçirmiş, bu durumu atlatmış ama şimdi niye böyle konuştuğunu idrak edemiyordum. Kadınları anlamadığım gibi, Hazel’ı ise hiç anlamıyordum. Bu yüzden, cevabı John’a bırakmıştım. Onun cevaplayabileceğini düşünerek, bar tezgahında alkollerin olduğu yere döndüm. Herkese yetecek kadar tekila bardağını önüme koyduktan sonra, her şeye ironik olarak temin ettirdiğim Meksika tekilasını doldurdum. Meksika tekilalarının olayı şudur, tuz ve limon istemezler. Sade bir şekilde, rahatça içilirler. Yine de ben yanlarına dilimlediğim limonu sıkıştırdım. Bardakları bar tezgahına koyduktan sonra, herkese seslendim.
“Gelin, atın şunları.” Herkes gelip bardaklarını aldıktan sonra, tokuşturmadan önce hepsinin gözlerinin içine bakacağım. “Ben canlı olduğum müddetçe kimsenin. bize zarar verme gibi bir potansiyeli olamaz.” Tokuşturma bittikten sonra, tekilayı midemden aşağı yuvarlayıp, gözlerimin tam olarak görmediği, başlangıçta oldukça blurlu duran neon tabelaya doğru yöneldim. Önünde durdum.
Bunu yazan tosun, okuyana kosun...
"Hazel!" diye bağırdım. Ellerimi arkamda birleştirip, yazıya bakarken derin nefesler almaya başladım. "Şimdi, sana bir sorum var..." dedim sakince yanıma geldiğinde. "Bu tabelayı yapan mı bana koymuş oluyor, yoksa bu fikri ortaya atıp yazdırdığın için sen mi? Hanginiz benim bakir götümün sahibi oldu?"
Re: [American Gods] Bunu Yazan Tosun, Okuyana Kosun
Posted: 13 Feb 2026, 18:29
by GM - Veil
Wild Panda artık bir savaş alanı değil ama... henüz bir bar da sayılmaz.
Duvarların yarısı yeniden boyanmış, yarısı hala yanık izleri taşıyor. Tabelanın biri yamuk asılmış, diğeri yerde cam kırıkları arasında yatıyor. Tezgahın üstü temiz, ama zemin hala savaşın hikayesini anlatıyor, kurşun delikleri, çatlak fayanslar, yarım kalmış bir tadilat kokusu. Artık her konu sonunda barın patlaması bir gelenek haline geldi diyebiliriz sanırım. Bir dakika, konu sonu mu?
Neon tabela ise yeni boyanmış duvarda parlıyor. Bunu yazan tosun, okuyana kosun. Barın içinde Cole merdivenin üstünde ampul takmaya çalışırken üç kez neredeyse düşüyor. John sandalyeleri düzeltirken bir tanesini ters monte ettiğini fark edip kendi kendine söyleniyor, bir yandan da Hazel'ın sorusuna karşılık olarak derin bir iç çekiyor. Robbie yerdeki kırıkları süpürüyor ama süpürgeyi bir gitar gibi tutup şarkı mırıldanıyor. Elizabeth kasanın başında oturmuş harcama listesini çıkarıyor, her kalemde gözleri biraz daha kısılıyor. Hazel ise hala kıvır kıvır. Vincent'ın sorusu barın içinde yankılanırken Cole merdivenden neredeyse düşüyor. John boğazına kaçırdığı tekilayı öksürerek geri yutuyor. Robbie süpürgeyi bırakıp alkışlıyor. Elizabeth gözlerini kapatıyor.
Barın içinde hafif bir kahkaha dalgası yayılıyor. Vincent'ın yüzündeki ifade değişmiyor ama gözlerinin kenarı milimetrik yumuşuyor. O sırada Cole merdivenden iniyor, ellerini cebine sokuyor, suçlu bir çocuk gibi ayak ucuyla yere vuruyor. "Şey..." diyor boğazını temizleyerek. "Meksikalılar artık bize bulaşmaz muhtemelen. Ama küçük bir detay var." Herkes dönüp ona bakıyor. "Ben buraya geldiğim ve siz Meksikalılarla düşman kesildiğiniz için yeni düşmanlar edinmenize sebep oldum. Yani Meksikalılar değil ama..." Derin bir nefes alıyor. "ABD hükümeti şu an bize birazcık gıcık olabilir. Azıcık. Çok değil. Belki biraz." Robbie kaş kaldırıyor. ""Arkadaşım dedim, tanıttım, seni aramıza aldım ve ilk iş herkesin işini zorlaştırdın. Ne desem bilmiyorum."
Cole omuz silkiyor ve "Yani abi ben nereden bilebilirim tabii bir yandan? Hükümetin böyle bir şeye dahil olacağını düşünmemiştim yani. Elimden geleni yapacağım ama, sizi kurtaracağım bu durumdan. Söz." John gülümsüyor ve "Moruk biz zaten hükümetin radarındaydık, eninde sonunda olaylar buraya gelecekti. Sıkma canını bence." diyor. Robbie bir anda ciddileşiyor. Süpürgeyi kenara bırakıyor. "Bu arada..." diyor sakince. "Benim hükümette iki üç tanıdığım var. Çok üst düzey değil ama içeride çalışan insanlar. Ne kadar dipte olduğumuzu öğrenebilirim. Cidden ne kadar batmış durumdayız, bilmemiz lazım."
John başını sallıyor. "Bu mantıklı işte." Sonra John dönüp Vincent’a bakıyor. "Patron, şu kadını da-" Banyo kapısı pat diye açılıyor. James belinde havlu, bacaklarında hala tıraş köpüğü, elinde jiletle dışarı fırlıyor. "YA NE KADINMIŞ BE!" diye bağırıyor. "Elli kere söyledin elli kere de patron bakarız dedi! Sus artık yahu!" Bar bir saniye sessizleşiyor. Cole fısıldıyor. "Bence battığımızı anlamak için hükümet yetkilisine gerek yok kanka."
Neon tabela bir kez daha titriyor.
Re: [American Gods] Bunu Yazan Tosun, Okuyana Kosun
Posted: 24 Feb 2026, 13:08
by Synapse
Patronun sorusuna gözlerinden yaş gelene kadar kahkaha attı Hazel. "Ben koyuyorum ben! Kimse beni mahrum bırakamaz bu zevkten. Fikir benden çıktı ki zaten." Saçlarını cilve yapar gibi savurdu. Cole gelip yine Meksikalılardan söz açmasa Patronun götü üzerinde biraz daha şansı olabilirdi. Meksikalıların artık sorun çıkarmayacağını ancak ABD hükümetini düşman bellediklerini filan söylüyordu. "N'olmuş ya ABD hükümeti mi dizginleyecek bizi?" Robbie de ona laf atınca Cole ile yine it dalaşına girmişlerdi. John da zaten hükümetin radarında oldukları için olayların bir yerde patlayacağını düşünüyordu. Hazel böyle şeylere kafa yoramazdı. Bu politik, askeri ve oldukça sıkıcı meseleyi derhal kafasından attı ve konuşulanlara kulağını tıkadı. Oturup bir de elli yaş üstü gibi hükümetin nereye gidiyor olduğunu mu tartışacaktı. Çüş! Yakında beş büyük ailenin dünyayı yönettiğini de konuşurdu bunlar.
Hazel'ın daha güzel, eğlenceli ve heyecan verici şeylerle ilgilenmesi lazımdı. Tüm odağı ve düşünceleri bunlardan ibaret olmalıydı. Bu boğucu ortamdan kaçmanın yolunu ararken güzel, eğlenceli ve heyecan verici şey bir anda ayağına geldi. John galiba yine şu karıdan laf açmıştı. James bir anda öfkeyle banyonun kapısını açıp John'u bir güzel fırçalamıştı. Ama bu meselenin önemsiz kısmıydı. Önemli kısmı James'in bacaklarının tıraş köpüğü ile kaplı olmasıydı ve küçük James ile aralarında muhtemelen yalnızca bir havlu olmasıydı. Elindeki jilete bakılırsa bacak tüylerini tıraşlıyordu. Hazel bir anda inanılmaz neşelenmişti. "Doktoooor civanım~" Türkü söyleyerek James'in yanına yaklaşıp kollarını adamın beline doladı. "Ne istersen alayım~ Yeter ki senin olayım~ Bacaklarını tıraş edeyim~ Sırtını yıkayayım~~ Doktor doktor civanım~~"
Re: [American Gods] Bunu Yazan Tosun, Okuyana Kosun
Posted: 25 Feb 2026, 20:17
by V
Hazel, soruma karşılık kahkahalara boğulmuştu. Bu çetenin her bir üyesini böyle görmek beni sevindiren yegane şeydi. Hayatımızın her anında kaos, hüzün olmamalıydı. Sevinç, kahkahalar, bunları görmeyi istiyordum. Üstelik, istediğim gibi gülemiyorken onların güldüğünü görmek beni gerçekten sevindiriyordu. Sade bir gülümseme kondurdum yüzüme kahkahalarına karşılık. Bu kahkahaların arasına, çetemize yeni katılan, kim ve neci olduğunu bilmediğim Cole’un sesi giriyordu. ABD Hükümetinin bize gıcık olduğu doğruydu ve bu konuya karşı yapabileceğimiz kesin bir şey yoktu. Koskoca hükümeti devirmeye kalkarsak işler değişebilirdi tabi. Ancak bu da aleni bir savaşla olamazdı. Daha sessiz bir savaşla halledilecekti ve ilk hamleyi biz yapmayacaktık. Tabi, onlardan hamle beklerken de açıkta kalmamız mantıklı olmazdı. Her şeyi düşünmek zorundaydık ve bu konunun açılması bu konuşmayı yapmam için güzel bir sebep doğurmuştu bana.
John’un konuşmasından sonra Robbie araya girerek hükümette iki üç tanıdığının olduğunu söylüyordu. Üst düzey olmasalar bile içeride çalışan kişilerdi. Ne kadar dipte olduğumuzu öğrenme şansı vardı. Sadece bunu öğrenmek için iletişime geçecekse, mantıklıydı. Ancak daha fazla bilgi sormamalı, sorgulamamalıydı. Bundan sonra John söze girmiş ve bana bakarak kadından bahsetmeye kalkmıştı, ancak bu sırada James bir anda yarı çıplak bir şekilde fırlayıp, artık susması gerektiğini söylemişti. Kollarımı yavaşça göğsümde dolamış, hiçbir şey demeden beklemeye başlamıştım. Bunlar bir çetenin hafif çıtırdamaları mıydı, yoksa basit şeyler miydi, emin değildim. Hazel türkü söylemeye başlarken, bir toplantı yapılması gerektiğine kanaat getirmiştim.
“James.”
Dedim soğuk bir sakinlikle. Gözlerim hala neon tabelanın üstündeydi. Birkaç dakika öncesine göre ise, gözlerimdeki yumuşama ve yüzümdeki gülümseme gitmiş, yerini saf bir sertlik almıştı.
“Üstünü giyin. Toplantı yapacağız. Kim var kim yok, hepsini hemen çağırın.”
Herkes toplanana kadar, neon tabelaya gözlerimi dikip beklemeye devam ettim. Çetenin her bir üyesi toplandığında, ellerimi göğsümden çekip yavaşça belime doğru yönelttim. Sol elimle, sağ elimin bileğini yakaladım ve derin bir nefes aldım. Bu nefesi geri verişim, bana saatler geçiyormuş gibi bir hissiyat veriyordu.
“Öncelikle, şunu söylemek istiyorum. Kimse bir şeyden suçlu değil. Kendisini herhangi bir durumdan ötürü suçlu hisseden varsa, bu hissiyatı kessin. Bizim kanımız beraber akar, yaralarımız da beraber kapanır. Kimse suçlu değil, kimse suçlu hissettirilemez.”
Wild Panda’nın küçük boşluğunda, ağır ağır volta atmaya başladım.
“Dibe battığımız doğru. Başımıza büyük bir bela aldık. Çözülemeyecek bir mesele değil. Merak etmeyin ki, ne kadar büyük bir çukurun içinde de olsak, hepinizi o çukurdan çıkarmasını bilirim. Hükümetle başımız belada ve herkes adımlarına dikkat etmek zorunda. Kimse, birisine karşı bir saldırıda bulunmayacak, bir şekilde atağa geçmeyecek. Önce hükümetin bize saldırmasını bekleyeceğiz, tabi saldıracaklarsa. O zamana kadar, benden kesin bir emir almadığınız takdirde, size vereceğim tek bir emir var…”
Herkesin gözüne teker teker baktım. Ailemin gözlerinin içine bakmak bazen rahatlasa da, bazen gerçekten büyük bir strese sokuyor beni.
“Canınıza bir zarar gelmesine izin vermeyeceksiniz. Eğer benim başıma bir şey gelirse, çetenin sahip olduğu tüm parayı bölüşecek, dağılacaksınız.”
Tekrardan hepsinin gözlerinin içine bakıp, ciddiyetimi belli ettikten sonra, kimsenin konuşmasına izin vermeden konuşmaya başladım.
“Şimdi, görev dağılımları yapacağım. Robbie ve Hazel, ikiniz önce Robbie’nin hükümetteki kanallarından ne kadar dipte olduğumuzu öğreniyorsunuz. Daha fazlasını, daha başka bir detayı sorgulamıyorsunuz. Bunun raporunu birkaç gün içinde bekliyorum. Konuşma problemi yaşanırsa, Hazel tam yetkiye sahipsin. Kendinizi ele vermeyin. John ve James, şu kadınla görüşün ve gerekirse bara getirin, burada görüşün.” Biraz daha sert, daha emrivaki tonda konuşmaya devam ettim. “Aranızda ne varsa geldiğinizde düzelmiş olsun.” İkisinin de gözlerinin içine daha sert bir şekilde baktıktan sonra, bar tezgahının arkasına ilerledim ve telefonum ile motorumun anahtarını aldım.
“Ben çıkıyorum.”
Dedikten sonra, motoruma atladım. Elizabeth’i arayıp, limandaki uyuşturucu operasyonlarından sorumlu kişinin ismini bulmaya çalışacağım. Burada, çetelerden daha büyük mafyalar olduğuna dair bir duyum almıştım, üstelik limanı yönettiklerine dair. Bana onların isimlerini ulaştırana kadar, limana gidecek ve orada beklemeye başlayacağım.
Re: [American Gods] Bunu Yazan Tosun, Okuyana Kosun
Posted: 28 Feb 2026, 14:13
by GM - Veil
James, Hazel beline sarılıp türkü tutturunca gözlerini kapatıyor, jileti havada kalıyor. Köpük hâlâ dizlerine yapışık, havlu belinde zor tutunuyor. Derin bir iç çekiyor. "Ben gerçekten artık emekli olmak istiyorum ya... Hazel bi' dur ya." Hazel’ın neşesi, barın yıkık duvarlarında yankılanıyor ama o kahkaha birkaç dakika sonra yerini ağır bir sessizliğe bırakıyor. Çünkü Vincent’ın sesi, eğlencenin üstünü örten bir örtü gibi düşüyor ortama. Toplantı başladığında Wild Panda’nın içi tuhaf bir dinginliğe gömülüyor. Neon tabela arkada hafifçe titriyor ama kimse bakmıyor artık. Herkes Vincent’ı dinliyor. James havlusunu düzeltiyor, John kollarını bağlıyor, Robbie başını eğiyor, Cole ilk kez ciddi görünüyor. Hazel bile susuyor. Vincent konuşurken araya kimse girmiyor. Emirler net, ton sert, mesajı herkes alıyor. Dağılma ihtimali bile bir saniyeliğine herkesin kalbini sıkıştırıyor ama kimse tepki vermiyor. Çünkü o konuşma bir aile reisine ait. Vincent motoruna atlayıp uzaklaştığında herkes nereye gideceğini biliyor ve üstüne çalışmaya başlıyor. Bu çetenin tarihinde de Vincent hep bir şeyleri rayına oturtmayı başaran bir adam olmuştur zaten.
Synapse: Robbie sana doğru yaklaşıyor. Ses tonu önceki laubaliliğinden daha kontrollü. "Abla, izninle bir arama yapacağım." Başını hafifçe yana eğip ona alan açıyorsun. Telefonu çıkarıyor, bir numara çeviriyor. İlk iki çalmada açılmıyor. Üçüncüde hat bağlanıyor. Robbie hoparlöre alıyor. Karşı taraftan düşük, temkinli bir erkek sesi geliyor. "Bu numarayı kullanmaman gerekiyordu evlat." Robbie kısa kesiyor. "Durum ciddi. Biz ne kadar dipteyiz? Bizden kastımın ne olduğunu açıklamama gerek varsa söyle." Klavye sesleri, uzaktan bir ofis uğultusu, belki bir klima motoru. Beklerken sen barın içini süzüyorsun. Cole kırık camları süpürüyor ama arada sana bakıyor, Elizabeth bir şeyleri not alıyor, John sandalyeleri üst üste koyarken iki kez ters yerleştiriyor. Telefondaki ses yeniden konuşuyor.
"Resmi kayıtlarda turuncu alarmdasınız. Özel gözlem listesine alınmışsınız. Doğrudan tasfiye kararı yok. Ama iki kanat var içeride. Biri sizi tamamen temizlemek istiyor. Diğeri ise sizi kullanmak." Robbie soruyor. "Ne zaman temas olur?" Adam birkaç saniye bekleyip cevap veriyor. "Birkaç gün. En fazla bir hafta. Ya düşük profil kalırsınız ya da teklif gelir. Reddetmek pek seçenek sayılmaz diyeyim. İsterseniz buluşalım. Yüz yüze konuşmak daha sağlıklı olur." Robbie kısa bir duraksamadan sonra "Konuşuruz." diyor. Telefonu kapatıyor ve sana dönüyor. "Ne diyorsun abla?" Tam o sırada James yanınıza geliyor. Ceketini giymiş, yüzü ciddi.
"V buna asla izin vermez Hazel." diyor net bir tonla. "Hükümetle gizli buluşma falan? Bak ortalık karışır söyleyeyim." James’in bakışı kısa bir an üzerinde duruyor. Söylediği şey açık, bu iş ya liderle ya hiç. Bu sırada James üstünü giymiş halde kapıya yöneliyor. Çıkmadan önce arkasını dönüyor. "Yeni çocuk fazla heyecanlı. Gözünüz üstünde olsun." Kapı kapanıyor. Şimdi karar senin. Gerçeği çıplak mı sunacaksın, yoksa oyunu kendi kurallarınla mı oynayacaksın?
V: Motorun altında titreşen güç, bedeninden çok zihnini susturuyor. Şehir arkanda kalırken düşüncelerin yavaş yavaş yerli yerine oturuyor. Sokak lambaları birer birer geride kalıyor, rüzgar yüzünü sertçe kesiyor ama bu iyi geliyor. İçindeki karmaşayı dağıtıyor. Savaşın ardından gelen o ağır sessizlik var üzerinde. Gürültü bitmiş, çığlıklar susmuş ama senin zihnin hala hesap yapıyor. Liman bölgesine yaklaştıkça hava değişiyor. Deniz kokusu, paslı metal, ağır vinçlerin gölgeleri... Burası Miami’nin damarlarından biri. Kim bu bölgeyi kontrol ediyorsa, şehrin ticaretini, kaçakçılığını, karanlık akışını da kontrol ediyordur. Motoru susturup kenara çektiğinde etrafta daha derinden sesler duyuluyor. Zincir sürtünmeleri, uzak bir gemi sireni, işçilerin muhabbeti...
Elizabeth’i arıyorsun. İlk çalmada açıyor. "Aramanı bekliyordum. Liman işini araştırdım." diyor. "Resmi kayıtlarda 'Kline Maritime Security' diye geçiyorlar. Güvenlik firması görünüyorlar ama finans hareketleri temiz değil. Kara para akışı var. Silah geçişleri var." Kısa bir duraksama. "Mateo Ruiz operasyon tarafında. Victor Kline resmi yüz. Ama asıl kararları veren üçüncü biri var. Dosyalarda adı yok. İçeride The Broker diye geçiyor. Bir de şu var. Son çatışmadan sonra federal veri tabanında ismin işaretlenmiş. Potential Asset or Threat kategorisindesin. Yani henüz karar vermemişler. Seni kullanmak mı yok etmek mi, tartıyorlar."
Gözlerin denize kayıyor. "Chris’le konuş." diye ekliyor. "Sahadaki dağılımı o daha iyi biliyor. Ve dikkatli ol. Bu iş liman mafyasından büyük olabilir. Chris’i hemen ara olur mu?” diye soruyor. Chris’i arıyorsun. "Konum at, geliyorum patron." Beklerken etrafı süzüyorsun. Gölge nerede başlıyor, nerede bitiyor dikkat ediyorsun. Böyle zamanlarda hata yapılmaz. Çünkü biri seni izliyorsa, sen onu görmeden o seni çoktan görmüştür. Motor sesi yaklaşıyor. Chris yanına geliyor, kaskını çıkarıyor, sigara yakıyor. Dumanı ağır ağır dağılıyor. Denize bakarak konuşmaya başlıyor. "Ashley’den geriye organize bir yapı kalmamış gibi görünüyor. Kalan üyeleri tek tek inceledim. Bazıları işi bırakmış. Bazıları başka çetelere geçmiş ama bizimle çakışacak bir hatta değiller."
Sigaranın külünü yere silkeliyor. "Çoğu Ashley için yaşarken de yetersizdi diyor. Ölümü bir boşluk yaratmamış. Kimse intikam yemini falan etmiyor." Bu kısmı beklendiği gibi. Ama sesi hafifçe değişiyor. "Tek sıkıntı şu kaslı herif. Seninle ve Synapse’le kapışan." Gözünü sana çeviriyor. "İzini sürüyorum. Birkaç kez çok yaklaştım. Ama her seferinde bir adım geriden geliyorum. Olay yerine vardığımda yok oluyor. Sanki biri ona haber veriyor. İsmi neydi, Grimstroke muydu. Yok, Grimstrike. Bu adam sıradan biri değil patron. Sokak serserisi gibi hareket etmiyor. Planlı. Eğitimli olabilir. Ya da güçlü bir bağlantısı var."
Re: [American Gods] Bunu Yazan Tosun, Okuyana Kosun
Posted: 28 Feb 2026, 14:48
by V
Bu büyük şehrin içerisinde, motorumun gürültüsü zihnimi susturmak için en ideal yoldu. İçimdeki tüm kaosu salabildiğim nadir olaylardan biriydi. Savaş bitmiş gibi gözüküyordu, ama çok daha büyük bir savaşın içerisine sürükleniyorduk. Deniz kokusu, paslı metallerin ağır kokusuyla birleşirken içimdeki huzur artmaya başlıyordu. Böyle garip şeyleri sevmiştim hep, beni dizginlediğini düşünüyordum. Şuan bulunduğum yer, huzurumu arttırsa da burada bir huzur aramak abes kaçardı. Şehrin ticaretinin, kaçakçılığın, karanlık akışın döndüğü yerdi burası. Kim bilir kaç kişi burada vurulup, şu denizin derin sularının içinde kayboldu. Sayısını tahmin bile edemiyorum. Şimdi burada, bir çete lideri olarak durmak riskti, ancak birilerinin gözüne batmam gerekiyordu. Özellikle burayı kontrol eden kişinin buraya geldiğimi bilmesi şarttı.
Elizabeth telefonu açtığında, Kline Maritime Security adlı güvenlik firması gibi görünen bir şirketin burada aktif olduğunu söylüyordu. Kara para, silah geçişi, her şeyi döndürüyorlardı. Mateo Ruiz denilen kişi, operasyon tarafına bakıyordu ve Victor Kline ise resmi yüzdü. Asıl kararları veren üçüncü kişinin ise dosyalarda adı bulunmuyordu. The Broker diye geçen bu kişi, bana lazım olan asıl kişi olmalıydı. Bu bilgilerin varlığı benim için değerliydi. En azından nasıl plan kuracağımı kafamda tartabiliyordum artık. Son çatışmadan sonra, federal veri tabanında ismimin işaretlendiği müjdesini de veriyordu bana. Potential Asset or Threat kategorisine alınmıştım. Beni ya kullanacaklar, ya da yok edeceklerdi. Ben, yok olmayı kabullenecek biri olsam da, dostlarım konusunda buna izin veremezdim. Ancak böyle fişlenmişken olayların nereye uzanacağını tahmin etmek zor değildi. Herkese zarar vereceklerdi.
Chris’i aradığımda, anında konum attığım yere doğru gelmeye başlıyordu. Ashley’den geriye organize bir yapının kalmadığını, kalan üyeleri tek tek incelediğini söylüyordu. Bazılarının işi bıraktığını, bazılarının başka çetelere geçtiğini söylüyordu. Ölümü bir boşluk yaratmamıştı, kimse intikam yemini de etmemişti. Tek sıkıntı ise Grimstrike gibi duruyordu. Chris onun izini sürdüğünü, birkaç kez yaklaştığını ancak her seferinde bir adım geriden geldiğini söylüyordu. Birinin ona haber verdiğini düşünüyordu. Planlı ve eğitimli birisi olduğunu ben de düşünüyordum, boş bir adam değildi.
“Ashley durumu artık tamamen kapandı. Durumlar sandığımızdan daha büyük ve karışık, bize ise küçücük kalıyoruz.” Dedim sakince denizi izlerken. “Daha büyük oynamak mecburiyetindeyiz. Bu artık bir seçenek değil, gereklilik.” Yeraltı dünyası tahmin edebileceğimizden çok daha büyük. Florida’nın büyükleri karşısında, bizim çetemiz ne kadar güçlü olursa olsun, küçük kalıyorduk. Büyükler ligine giriş yapmamız gerekiyordu. “Haber salmamız gerekiyor. Florida’nın Yeraltı Büyükleri beni reddetmeyeceklerdir. Onlarla görüşeceğim. Tek başıma.” Chris’e yeni bir görev vermem gerekiyordu. Benim arkamı kollayacak, bana gizli haberleri getirecek kişi o olmalıydı. “Kline Maritime Security, Mateo Ruiz operasyon tarafında ve Victor Kline resmi yüz. Ancak asıl kararları veren üçüncü biri var ve dosyalarda adı yok, adı The Broker diye geçiyor. Onunla iletişime geç, V’nin acil bir görüşmeye ihtiyacı olduğunu söyle. Ben Yeraltı Büyükleriyle buluşacağım.”
Chris’e görevi verdikten sonra, hiç aramak istemediğim o adamı aramaya karar verdim. King’s Palace çetesindeyken tanışma imkanı yakaladığım, büyük bir kodamandı bu adam. Florida’nın uyuşturucu ticaretinin sahibi olan, Yeraltı Büyükleri’nin içerisinde olan birisiydi. Konumu hala aynı kaldı mı bilmiyorum, ancak ona ulaşmam gerekiyor. Bu toplantıyı ayarlayabilecek birisi varsa, o da bu adamdır. Anthony Casielle, ilginç bir adamdı. Telefonda numarasını çevirdikten sonra açmasını beklemeye başladım. Telefonu açtığı gibi konuya gireceğim. “Anthony, toplantıya ihtiyacım var. Tek başıma geleceğim, bütün Yeraltı Büyükleri’ni görmek istiyorum. Büyüklere ihtiyacım var, durum ciddi. Hemde çok ciddi.”
Re: [American Gods] Bunu Yazan Tosun, Okuyana Kosun
Posted: 28 Feb 2026, 23:36
by Synapse
Hmmphhh. Bugün de kimse eğlenme havasında değildi. Herkes epey ciddiydi. Tabi şimdi siki tutmuşlardı. Ama ne önemi vardı ki? En kötü ne olabilirdi yani? Patron büyük bir ciddiyetle toplantı olacağını söylediğinde destura geçti herkes gibi. Patron diyorduysa ciddiydi. Hazel pek kimseyi sallamasa da patrona her daim saygı duymuştu. Patron kendine güveni tam bir adamdı. Dibe battıkları gibi onları oradan çıkartacağını da söyleyince Hazel derin bir nefes aldı. Tamam işte. Patron böyle dediyse iş bitmişti bile. Hükümetin saldırmasını bekleyeceklerdi, öncesinde atağa geçmeyeceklerdi. Eğer patrona bir şey olacak olursa... dağılacaklardı. Tabi ki de bunun olmasına imkan yoktu. American Gods'un dağılması mümkün değildi. Söz konusu dahil olamazdı. İşte o zaman Hazel için işler değişirdi.
Toplantıyı bitirirken patron hemen şippidişak görev dağılımı yaptı. Hazel, Robbie ile birlikte Robbie'nin gizemli kardosuna ulaşacak ve ne kadar dipte olduklarını öğreneceklerdi. Daha fazlasını sorgulamalarını istememişti. Raporunu istiyordu. John ve James de şu karıyı bulacaklardı artık. Bu karı muhabbeti de böylece biterdi. Sonra da patron çıkışını bildirerek havalı havalı çıkmıştı bardan. O giderken de Hazel götüne baktı. Gözden kaybolana kadar baktı. Karpuz gibiydi mübarek tam avuç içine layık. Bir tane şaaaak ne güzel hissettirirdi.
Patron gittikten sonra Robbiecikcuk yanaşmıştı ona doğru. Telefonu alıp arama yapmıştı hemen. Hoparlöre aldığı için konuşulanları duymuşlardı. Karşıdaki kişi numaraya ulaştığı için tedirgindi ancak Robbie'nin isteğini kırmamıştı. Adam resmi kayıtlara göre turuncu alarmda olduklarını ancak içerideki bir grubun onların yok olmasını istediklerini söylemişti. Bir başka grup ise onları kullanmak istiyordu. İşlerine yarayacaklarını kanıtlamışlardı tabi. Temasın da bir hafta içerisinde olması bekleniyordu. Ne sıkıcı işlerdi bunlar ya! Hazel oturup konsoluyla oyun oynamak istemişti bugün bütün gün! Telefonun ucundaki adam yüz yüze buluşmayı teklif etmişti. James buna şiddetle karşı çıktı. V'nin kızacağını söylemişti. Haklıydı da. Sonuçta... Hükümetten birisiydi. Di mi? Hazel muhabbetin o kısmını kaçırmış olabilirdi. "Kim oğlum bu herif? Neyin nesi?"
James üstünü giyinip yeni elemanı kollamaları gerektiğini söyleyen beylik bir laf edip artist artist çıkmıştı bardan. Hazel onun da götünü görüş açısından çıkana kadar dikizledi. "Ne bu ya herkes bi' laf atıp artistlik yapıyor bugün?!" Hazel deri ceketini sırtına atıp James'in taklidini yaptı. "Zaman kötü, kolla götü. Adios~" Sonra da artist artist hareketlerle bardan çıkar gibi yaptı. Elini cebine atıp telefonunu çıkardı. Patronun numarasını çaldırdı. Meşgul çalıyordu. Birkaç dakika bekleyip bir daha çaldırdı. O esnada hemen elini yumruk haline getirip Robert'a doğrulttu. "Taş kağıt makas! Ben kazandım. Az önce yaşanan her şeyi patrona açıklayıp raporunu sunuyorsun fikrini istiyorsun, capiche? Patron izin verirse gideriz, izin vermezse... Hmm... Onu o zaman düşünürüz." Kolunu Robert'ın omzuna atıp telefonunu eline tutuşturdu. Heyecanla patronun telefonu açmasını beklemeye başladı.