Synapse: Breacher’ın suratı bir anda geriliyor. Kaşları çatılıyor, sesi öfke ve şaşkınlık arasında gidip geliyor. "Sen ne saçmalıyorsun be kadın!? Kendin istemedin mi?" O an beklediğin fırsatı yakalıyorsun. Dizini kaldırıyorsun ve tüm gücüyle adamın henüz dışarı çıkarmamış olduğu malına geçiriyorsun. Bir "AHHHHHHHHHANANISKİM!" yankılanıyor daracık sokakta. Breacher iki büklüm oluyor, gözleri kararıyor, nefes almakta zorlanıyor. Sen ise tek hamlede kayıp bir hayalet gibi arkasından sıyrılıyorsun. Yeşil ışık adamın vücudunu sarmaya başlıyor, parmak uçlarından çıkan enerji titreşiyor. Bir anda tamamen saydamlaşıyor, adeta havayla bir oluyor. Tam o sırada ara sokağın ucundan Robbie’nin sesi yankılanıyor. "ABLA! GELSENE YAV NAPIYON ORADA!?"
Sokağın ucuna geldiğinde, tam bir kaosun içine giriyorsun. Barın ön cephesi harabeye dönmüş. Duvarlar patlamış, tabelalar alev almış. John, ortasında adeta bir yıldırım fırtınası gibi duruyor, kollarından şimşekler fırlıyor, yere her bastığında kıvılcımlar sıçrıyor. Elektrik dalgalarıyla Meksikalı tetikçileri birer birer yere seriyor. Robbie arkasında, sesini toplamak için derin nefes alıyor, sonra bir çığlık patlatıyor, ses dalgası çevredeki düşmanları metrelerce uzağa savuruyor. Cole barın enkazından silah ararken, Elizabeth içeriden çıkan bir adamı tek kurşunla indiriyor. Sen tüm bunları izlerken, barın ön kapısı bir patlamayla içeri doğru çöküyor. Alevlerin arasından James çıkıyor. Üstü başı kül, yüzü öfke dolu. Gözleri seni bulur bulmaz yumruklarını sıkarak yaklaşıyor. "Ya kızım nereye kayboldun sen?!"
Sen tam cevap verecekken, ikinizin de gözleri bir noktaya takılıyor. Ufuktan hızla yaklaşan bir şey var, mermiden hızlı, ama insan kadar biçimli. Havadaki sesi bir ıslık gibi, rüzgarı yararak geliyor. James refleksle silahını kaldırıyor. Sen ne olduğunu anlamaya çalışıyorsun. Yaklaşıyor. Çarpacak gibi. Ve o an, sahne donuyor. Bir anda her şey susuyor. Gözleriniz aynı noktada kilitleniyor.
Bir şey geliyor.
V: Rüzgar göğsünü parçalıyor, damarlarında dolaşan güç damarlarını aydınlatan kızıl bir şimşek gibi titreşiyor. Her adımında yer sarsılıyor, asfalt ayaklarının altında eriyor, şehir nefesini tutuyor. Kalbin bir motor gibi atıyor, her vuruşta biraz daha hızlanıyor. Gökyüzü, fırtınanın kırmızı parıltısıyla yarılıyor. Neon ışıklar arkada bir iz gibi kalıyor, binalar çizgilere dönüşüyor. Artık yürümüyorsun, artık koşmuyorsun. Akıyorsun. Bir nehir gibi, bir kasırga gibi, tanrısal bir iradenin yönlendirdiği bir yıldırım gibi. Şehrin merkezine ulaştığında zaman bükülüyor, arabalar duruyor, sirenlerin sesi uzuyor. İnsanüstü bir hızla, Wild Panda’nın önüne varıyorsun. Fren yapmıyorsun, yalnızca durduğun anda hava yerle bir oluyor.
Barın önündeki sahne, bir savaş meydanı. John, avuçlarından kıvılcımlar saçarak bir grup Meksikalıyı geri püskürtüyor. Robbie ve tanımadığın bir velet yıkıntılar arasında mevzi almış, Elizabeth uzaktan keskin nişancı ateşiyle onları koruyor. Tanımadığın bazı yüzler barın önünde dumanın içinden çıkıyor, elinde silah, yüzünde hiddet. Ve bütün o kaosun ortasında, Hazel ve James. Hepsi, o anda durup sana bakıyor. Oysa nefes bile almak zor.
John, kanlar içindeki gömleğini sıyırıp gülmeye çalışıyor. "Hop patron! Şehri falan terk edeceğiz bu gidişle!" diye bağırıyor, ama sesi gökyüzündeki gürültüye karışıyor. Çünkü o anda, gök delinmiş gibi bir ses geliyor. Yukarıdan dev bir helikopter alçalıyor, rotor sesleri yeri titretiyor, hava basınçla bükülüyor. Gövdesinde Amerikan bayrağı, yan tarafında beyaz harflerle yazılmış "U.S. ARMY". İlk ipler aşağı iniyor. Siyah zırhlı askerler birer birer kayarak yere iniyor, pozisyon alıyor. Yalnızca birkaç saniye içinde, barın önündeki Meksikalılarla Amerikan askerleri arasında cehennem patlıyor. Kurşun sesleri, patlamalar, çığlıklar birbirine karışıyor.
Robbie bir masanın arkasına atlıyor. Cole küfrediyor. Elizabeth geri çekilmeye çalışıyor. John’un enerjisi titriyor, gücünü kontrol etmekte zorlanıyor. Her şey birbirine karışıyor. Kaos, kan, duman, patlama. Ve o anda John, sesini zorlukla duyuruyor. "Patron, ne yapacağız?!" Dönüp tek tek bakıyorsun. Hazel’in gözleri sana kilitli. James, silahını sıkarak senden emir bekliyor. John, nefes nefese, elektrikle parlayan gözlerle kararsız. Herkesin kaderi, o anda senin dudaklarından çıkacak tek emre bağlı. Dünya, bir anlığına sessizleşiyor. Helikopterin gölgesi üzerinizde.
Bir karar.
Bir tanrının kararı.
Her şey o komutla şekillenecek.
Sokağın ucuna geldiğinde, tam bir kaosun içine giriyorsun. Barın ön cephesi harabeye dönmüş. Duvarlar patlamış, tabelalar alev almış. John, ortasında adeta bir yıldırım fırtınası gibi duruyor, kollarından şimşekler fırlıyor, yere her bastığında kıvılcımlar sıçrıyor. Elektrik dalgalarıyla Meksikalı tetikçileri birer birer yere seriyor. Robbie arkasında, sesini toplamak için derin nefes alıyor, sonra bir çığlık patlatıyor, ses dalgası çevredeki düşmanları metrelerce uzağa savuruyor. Cole barın enkazından silah ararken, Elizabeth içeriden çıkan bir adamı tek kurşunla indiriyor. Sen tüm bunları izlerken, barın ön kapısı bir patlamayla içeri doğru çöküyor. Alevlerin arasından James çıkıyor. Üstü başı kül, yüzü öfke dolu. Gözleri seni bulur bulmaz yumruklarını sıkarak yaklaşıyor. "Ya kızım nereye kayboldun sen?!"
Sen tam cevap verecekken, ikinizin de gözleri bir noktaya takılıyor. Ufuktan hızla yaklaşan bir şey var, mermiden hızlı, ama insan kadar biçimli. Havadaki sesi bir ıslık gibi, rüzgarı yararak geliyor. James refleksle silahını kaldırıyor. Sen ne olduğunu anlamaya çalışıyorsun. Yaklaşıyor. Çarpacak gibi. Ve o an, sahne donuyor. Bir anda her şey susuyor. Gözleriniz aynı noktada kilitleniyor.
Bir şey geliyor.
V: Rüzgar göğsünü parçalıyor, damarlarında dolaşan güç damarlarını aydınlatan kızıl bir şimşek gibi titreşiyor. Her adımında yer sarsılıyor, asfalt ayaklarının altında eriyor, şehir nefesini tutuyor. Kalbin bir motor gibi atıyor, her vuruşta biraz daha hızlanıyor. Gökyüzü, fırtınanın kırmızı parıltısıyla yarılıyor. Neon ışıklar arkada bir iz gibi kalıyor, binalar çizgilere dönüşüyor. Artık yürümüyorsun, artık koşmuyorsun. Akıyorsun. Bir nehir gibi, bir kasırga gibi, tanrısal bir iradenin yönlendirdiği bir yıldırım gibi. Şehrin merkezine ulaştığında zaman bükülüyor, arabalar duruyor, sirenlerin sesi uzuyor. İnsanüstü bir hızla, Wild Panda’nın önüne varıyorsun. Fren yapmıyorsun, yalnızca durduğun anda hava yerle bir oluyor.
Barın önündeki sahne, bir savaş meydanı. John, avuçlarından kıvılcımlar saçarak bir grup Meksikalıyı geri püskürtüyor. Robbie ve tanımadığın bir velet yıkıntılar arasında mevzi almış, Elizabeth uzaktan keskin nişancı ateşiyle onları koruyor. Tanımadığın bazı yüzler barın önünde dumanın içinden çıkıyor, elinde silah, yüzünde hiddet. Ve bütün o kaosun ortasında, Hazel ve James. Hepsi, o anda durup sana bakıyor. Oysa nefes bile almak zor.
John, kanlar içindeki gömleğini sıyırıp gülmeye çalışıyor. "Hop patron! Şehri falan terk edeceğiz bu gidişle!" diye bağırıyor, ama sesi gökyüzündeki gürültüye karışıyor. Çünkü o anda, gök delinmiş gibi bir ses geliyor. Yukarıdan dev bir helikopter alçalıyor, rotor sesleri yeri titretiyor, hava basınçla bükülüyor. Gövdesinde Amerikan bayrağı, yan tarafında beyaz harflerle yazılmış "U.S. ARMY". İlk ipler aşağı iniyor. Siyah zırhlı askerler birer birer kayarak yere iniyor, pozisyon alıyor. Yalnızca birkaç saniye içinde, barın önündeki Meksikalılarla Amerikan askerleri arasında cehennem patlıyor. Kurşun sesleri, patlamalar, çığlıklar birbirine karışıyor.
Robbie bir masanın arkasına atlıyor. Cole küfrediyor. Elizabeth geri çekilmeye çalışıyor. John’un enerjisi titriyor, gücünü kontrol etmekte zorlanıyor. Her şey birbirine karışıyor. Kaos, kan, duman, patlama. Ve o anda John, sesini zorlukla duyuruyor. "Patron, ne yapacağız?!" Dönüp tek tek bakıyorsun. Hazel’in gözleri sana kilitli. James, silahını sıkarak senden emir bekliyor. John, nefes nefese, elektrikle parlayan gözlerle kararsız. Herkesin kaderi, o anda senin dudaklarından çıkacak tek emre bağlı. Dünya, bir anlığına sessizleşiyor. Helikopterin gölgesi üzerinizde.
Bir karar.
Bir tanrının kararı.
Her şey o komutla şekillenecek.
Offtopic: Kurgu gidişatından ötürü yazma sırası V -> Synapse şekilnde olacaktır.




