[Author] Psikopat

User avatar
GM - Veil
Admin
Admin
Posts: 81
Joined: 30 Oct 2023, 23:23

Kahveler içilmiş, sözcükler yerini eylemlere bırakmış durumda. Senin deftere geçirdiğin cümlelerin ardından ortamda hafif bir kimyasal koku yükselmeye başlıyor. Havada, steril bir laboratuvarın havasına benzeyen, hafifçe yakıcı bir yanık notası var. Boğazında çok hafif bir kaşınma hissediyorsun, bu tip çift yönlü emirlerin sende genelde yarattığı semptomlardan. Aynı anda Yoon’un da burnunu hafifçe çektiğini fark ediyorsun ama herhangi bir şikayette bulunmuyor. Tepkisiz. Bu bile başlı başına bir gözlem verisi.

Sen çantana eşyalarını yerleştirirken, Yoon sessizce konuşmaya başlıyor. "Sana eşlik edecek ekipte şimdilik dört kişi var. Hepsiyle birebir tanışmadan karar vermeni beklemiyorum. Ama en azından neyle karşılaşacağını bilmelisin." İlk ismi anarken sesi biraz daha belirginleşiyor. "İlki, Shadowblade. Gerçek adı artık bir sır, çünkü o kendi adını ölüme gömdü. Kuzey Kore’de üst düzey bir görevde çalışırken, hükümet onu bir pusuya terk etti. Hayatta kaldı ama hayatının anlamı değişti. Antik şamanizmin içinden gelen bir güçle bağlantısı var. Gölgeleri şekillendirebiliyor, illüzyon yaratabiliyor. Sessizdir, hızlıdır, sadıktır."

Sen ayakkabılarını giyerken göz ucuyla ona bakıyorsun. Söyledikleri sana not alınması gereken şeyler gibi geliyor, çünkü bir gün bu insanların her biri ya yol arkadaşın olacak, ya da karşına dikilecek. "İkincisi Technoon. 23 yaşında bir kadın. Ailesi, bir hükümet fabrikasında çıkan sabotajda hayatını kaybetti. Oysa sabotajı yapanın hükümetin kendisi olduğu ortaya çıktı. O günden sonra teknolojiyle konuşmaya başladı… Şu an neredeyse her elektronik aleti kontrol edebiliyor. Uydular, dronlar, gözetim sistemleri… Onunla çalışmak bazen baş ağrıtabilir, çünkü kontrolü seven biridir."

Çantana defterlerini ve keskin kamp bıçağını yerleştirirken bunları aklında sıraya alıyorsun. Güçler önemli. Ama kibir, bir o kadar tehlikeli. "Üçüncüsü Revenant. Eski bir idol. Şöhretinin zirvesindeyken medya endüstrisinde dönen çocuk istismarı ve insan ticaretini açığa çıkarmaya çalıştı. Hükümet, onu yok etmek için elinden geleni yaptı. Şimdi bir tür 'hayalet' gücüne sahip. Görünmez olabiliyor, bazı alanlarda maddeselliğini kaybedip geçebiliyor. Sessizdir, içe kapanıktır, ama asla unutmamalısın, hafızası çok güçlüdür."

Son parçaları da çantana eklerken kadının sesi daha kararlı çıkıyor. Sanki bu isimleri anlatmak onun için bir görev değil, bir tür aileyi tanıtmak gibi. "Son olarak Warden. 38 yaşında. Eski bir tekvando şampiyonu. Genç yaşta bir doping skandalına kurban gitti, ama gerçek hiçbir zaman açıklanmadı. O, gücünü büyüyle birleştirebilen tek birey. Fiziksel ve ruhani enerji arasında köprü kurabiliyor. En sadık savaşçımız o. Ama aynı zamanda, en çok test edilmiş olanımız da." Sen dış kapıyı kapatırken deftere geçirdiğin "kapıdaki parmak izleri bozulur" emriyle birlikte bir tür huzur yayılıyor içine. Temiz, iz bırakmayan, yavaşça silinen bir geçmiş...

Asansöre doğru yürürken yazdığın emir hala tamamlanmamış durumda. Parmakların defterin üzerinde bekliyor, bir tetikçinin namluya parmağını yerleştirmesi gibi. Asansöre Yoon’la birlikte binince, sayacın üstünde yazan “4. kat”tan yukarı doğru ilerleyişini izliyorsun. 13. kata geldiğinizde parmağını oynatıyorsun. Son cümleye noktayı koyuyorsun. Tam o anda, asansör "ding" sesiyle 2. katta duruyor. Yoon, yukarıya çıkış devam ederken omzunu çevirip sana bakıyor. "Çatıya çıkalım. Gelecek olan şey seni şaşırtabilir." diyor.

Asansör, 15. katın üzerindeki son katta durduğunda çatı kapısı sessizce açılıyor. Soğuk ve rüzgarlı bir gece. Şehir ışıkları aşağıda titriyor, gökyüzünde ise birkaç yıldız zar zor seçiliyor. Ama en önemlisi, uzaktan bir ses yaklaşıyor. Titreşim, çatıdaki metal parmaklıklarda belli belirsiz bir uğultuya dönüşüyor.

Bir helikopter, şehre yukarıdan iniyor. Önce gövdesi görünüyor. Sonra projektörleri, rüzgarı, gürültüsü. Siyah, aerodinamik bir model, askeriye kökenli gibi ama devlet işaretleri taşımıyor. Var olmaması gereken bir araç sanki. Görünmez kalmak için var edilmiş gibi. Yoon, rotayı işaret ediyor. "Bu helikopter bizi bir adaya götürecek. Ekibin geri kalanıyla orada buluşacağız. O nokta, gözetim dışı bir bölge. Radarlar bizim olduğumuzu bile anlamıyor. Herkes seni orada bekliyor."

Helikopter iniş takımını çatıya yerleştirdiğinde, alt kapak açılıyor. Pilotun yüzü maskeli. Arkadan ışık süzmesiyle birlikte iç kabin görünüyor, koyu gri deri koltuklar, bir uç noktada bir ekran paneli, sarsıntıyı azaltmak için geliştirilmiş sabit iç dizayn. İçeride kısık ışıkla aydınlatılan bir alan var, profesyonel, soğuk ve steril.

Yoon, helikoptere bindiğinde sana elini uzatmıyor. Sadece içeri yürüyerek koltuğa oturuyor. Gücüne karşı saygılı ve sana acemi davranmıyor. Sen de adımlarını net şekilde atıp içeri giriyorsun, çantanı yan koltuğa yerleştiriyorsun. Oturduğunda, kapı otomatik olarak kapanmaya başlıyor. Helikopter hafifçe sarsılıyor ve yükselmeye başlıyor. Yoon, motor sesinin biraz bastırıldığı bu sessiz kabinde sana dönüyor. "Rahat etmen için elimden geleni yapıyorum. Şu noktada başka bir sorunun varsa, cevaplamaya hazırım. Bu yolculukta seni dinleyeceğim."

Bakışları kararlı, ama bu sefer biraz daha insani. Gözlerinde belki ilk defa kısa süreliğine bir yorgunluk görüyorsun. Uzun bir planın başlangıcı bu. Ve şimdi, bu planın merkezinde sen varsın.
User avatar
Author
Geliştirilmiş
Geliştirilmiş
Posts: 11
Joined: 04 Sep 2024, 13:15

Asansörü beklerken Yoon'un bilgilendirmesini dinliyordu.

Önce Shadowblade... Eski bir casus, ihanete uğramış bir gölge. İhanet, insanı sadakat aramaya iter ya da dünyayı yakma arzusuna. Ji-Hun için ideal bir tetikçi. Ona bir amaç, bir intikam yolu sunulursa, Shadowblade sorgusuz sualsiz bir silaha dönüşebilirdi. Sessizliği bir avantajdı; Ji-Hun sessizliği severdi.

Sonra Technoon... En büyük risk. Ailesini kaybetmiş, öfkeli bir teknopat. Ji-Hun’un dijital dünyadaki hayalet kimliğini ifşa edebilecek tek kişi. Onu kontrol etmek zor olacaktı. Ji-Hun, onunla yakın durmalıydı. Belki de ona, sistemden intikam alması için yardımcı olan bir dost rolü oynamalıydı. Teknolojiye hükmeden biri, Ji-Hun'un analog gücünü tamamlayacak en büyük parça olabilirdi. Ama aynı zamanda fişi çekilmesi gereken ilk kişi de o olabilirdi. Buna zaman karar verecekti. Eğer uslu bir köpek gibi eğitilebilirse işe yarar bir kale taşı olabilirdi

Revenant... Kırık bir oyuncak. Medya, istismar, travma. Duygusal boşlukları olan insanlar, manipülasyona en açık olanlardır. Ona biraz anlayış, biraz da sahte bir "koruyucu" şefkati göstermek, görünmez bir kalkan kazanmak demekti. Hafızası güçlüydü, bu yüzden Ji-Hun onun yanında asla hata yapmamalı, çelişkili konuşmamalıydı.

Ve Warden... Sadık savaşçı. "Sadık" kelimesi Ji-Hun’un sözlüğünde "tasması sahibinin elinde" demekti. Şu an o tasma Yoon’un elindeydi. Ama tasmalar el değiştirebilirdi. Onuruna düşkün, haksızlığa uğramış bir sporcu...

Ji-Hun için gurur, karnını doyurmayan bir yanılsamadır. Gerekirse bu ekibin içinde "uyumlu", "sessiz" hatta "yardımcı" rolünü oynardı. Liderlik koltuğunda kimin oturduğu önemli değildi; önemli olan senaryoyu kimin yazdığıydı. Başta bir takım istememesinin sebebi güvenlik sorunuydu. Ancak gizliliği ortaya çıktığından beri güvenlik bir seçenek olmaktan çıkmıştı.

Bu düşünceler zihninde bir plana otururken, midesinde hafif bir huzursuzluk hissetti. Asansör... İkinci katta durmuştu. Defter yanılmazdı. Orada biri vardı. Onu almaya gelen, kapıdaki izleri takip eden biri. Ucu ucuna kaçmışlardı. Bu ihmal edilemeyecek bir veriydi. Devlet sandığından daha hızlıydı ya da Yoon’un bilmediği başka oyuncular vardı. Belki de her ihtimale karşı kendisini sağlama almıştır. Bir sorun çıkarsa müdahale edecek bir ekip?.. Şimdilik akışa bıraktı Ji-Hun.

Bir süre sonra Helikoptere binmişlerdi. Ji-Hun Yoon'un karşısına oturdu.

Helikopterin içini süzdü. Steril, gri, teknolojik... Devlet kayıtlarında olmayan hayalet bir araç. Yoon’un kaynakları hafife alınamazdı. Gidilen yer bir ada... Radar dışı bir sığınak. Bu, iki ucu keskin bir bıçaktı. Bir sığınak olabileceği gibi, kaçışın imkansız olduğu bir hapishane de olabilirdi. Eğer takımı manipüle edip kontrolü ele alırsa, o ada Ji-Hun’un kalesi olurdu. Eğer başarısız olursa, okyanusun ortasındaki mezarı.

Ji-Hun, bakışlarını yavaşça Yoon’a çevirdi. Kadının yorgunluğunu fark etmişti ama bunu dile getirmedi. Duygusallık zayıflıktı. Bunun yerine, kendi stilinde, soğuk bir takdir sundu.

""Kriz yönetimini takdir ettim," dedi sesi helikopterin motor gürültüsünü bastıracak kadar net ama alçak bir tonda. ""Paniğe kapılmadan, prosedürü uyguladın. Profesyonelceydi."

Çantasını yan koltukta hafifçe düzelttikten sonra, bakışlarını Yoon'un gözlerine dikerek asıl meselelere, zihnindeki soru işaretlerine geçti.

""Ancak asansör ikinci katta durdu," dedi, bu bir soru değil, bir durum tespitiydi. "Defterime yazdığım emir kesindi: 'Beni almaya gelenler varsa durur.' Bu da demek oluyor ki peşimizdeki her kimse, apartmanın içine kadar girmişti. Binaya sızdılar. Bu kadar hızlı olmaları... Senin adamlarından mı yoksa devlet mi?

Cevabı beklemeden, parmaklarını dizinde hafifçe, ritmik bir şekilde vurarak diğer sorularını sıraladı.

""İkincisi, bu 'aile' tablosu... Ben normalde yalnız çalışırım. Ekiptekilerle ne kadar entegre olmam bekleniyor? Onlarla asker arkadaşı gibi mi olacağım, yoksa sadece operasyonel bir ortaklık mı? Ve en önemlisi... Onlar benim hakkımda ne biliyor? Benim gücümü, kimliğimi, geçmişimi? Bilgi güçtür Yoon ve benim hakkımdaki bilginin ne kadarının onlara servis edildiğini bilmek istiyorum."

Kısa bir es verdi, helikopterin camından dışarı baktı.

""Son olarak... Ada. Radar dışı, güvenli. Peki ya ben çıkmak istersem? O ada benim için bir sığınak mı olacak, yoksa bir kafes mi? Giriş serbest ama çıkış izne mi tabi?"
Image
User avatar
GM - Veil
Admin
Admin
Posts: 81
Joined: 30 Oct 2023, 23:23

Helikopterin motor gürültüsü, konuşmanızın altında sürekli bir uğultu halinde devam ediyor. Yoon, senin soğuk takdirini duyduğunda hafifçe başını sallıyor, ama yüzünde gurur ya da rahatlama belirtisi yok. Sadece bir profesyonelin işini yaptığına dair sessiz bir onay. Ama asansör konusuna geldiğinde, kadının yüzündeki o yorgun ifade bir anlığına daha belirginleşiyor. Gözlerini senden ayırmadan, derin bir nefes alıyor."Asansörün ikinci katta durması..." diyor, sesi motor sesinin üzerinden net bir şekilde duyuluyor. "Evet, farkındayım. Ve hayır, onlar benim adamlarım değildi." Bir anlığına duraklıyor, sanki bir şeyi tartıyor gibi. "Devlet miydi? Muhtemelen. Ama tam olarak hangi kolu olduğunu bilmiyorum. Devlet Araştırma ve Gözetim Birimi'nin içinde bile farklı fraksiyonlar var. Ben bir tanesini temsil ediyorum, ama başkaları da senin gibi geliştirilmiş insanları arıyor. Bazıları benim bilgim dahilinde, bazıları değil."

Yoon, ellerini hafifçe birleştirip dizinin üzerine koyuyor. "Senin yerini bulmaları tahminimden daha hızlı oldu, bu doğru. Ya benim bıraktığım izleri takip ettiler, ya da başka bir kaynakları var. Her iki durumda da şu an güvendesin. Ama evet, bu bize bir şey öğretti, hareket hızımızı artırmamız gerekiyor." İkinci sorun geldiğinde, Yoon'un yüzünde çok hafif bir gülümseme beliriyor. İlk defa böyle bir ifade görüyorsun onda. "Ekiple entegrasyonun... Senin tercihin olacak. Ben kimseyi sana 'aile' olmaya zorlamıyorum. Onlar seninle operasyonel bir ortaklık kuracaklar. Ama unutma, onların hepsi senin gibi... ihanete uğramış, sistemden dışlanmış insanlar. Eğer aralarında bir bağ oluşturabilirsen, bu senin avantajın olur. Ama zorunda değilsin."

Sonra sesi biraz daha ciddileşiyor. "Senin hakkında ne biliyorlar? Şu an çok az şey. Onlara sadece 'Yazar' kod ismini ve gücünün çok değerli olduğunu söyledim. Kimliğin, geçmişin, gücünün detayları... Bunlar senin paylaşmak istediğin kadarıyla sınırlı kalacak. Ben onlara senin hakkında detay vermeden önce senin onayını alacağım. Bilgi güçtür, haklısın. Ve ben senin gücünü başkalarının ellerine vermeyi planlayan biri değilim." Son sorun geldiğinde, Yoon'un gözleri bir an için seninkilerle kilitleniyor. Bu sefer ciddi, ama tehdit edici değil. Anlayışlı bir ciddiyet. "Ada bir kafes değil Ji-Hun. Çıkmak istersen çıkarsın. Ben seni orada tutacak değilim. Ama şunu bil, o ada şu an senin için en güvenli yer. Dışarıda birçok grup seni arıyor. Eğer adadan ayrılmak istersen, bunu yapabilirsin. Ama ben sana her zaman güvenli bir rota sunmaya çalışacağım. Senin özgürlüğün benim için bir araç değil, bir değer."

Helikopter hafifçe sarsılıyor, alçalmaya başlıyor. Camdan dışarı baktığında, aşağıda karanlık bir okyanus ve ortasında küçük, ışıklarla aydınlatılmış bir ada görüyorsun. Adanın ortasında bir tesis var, modern ama göze çarpmayan bir yapı. Etrafı ormanlarla kaplı, doğal bir kamuflaj. "Birkaç dakika içinde ineceğiz." diyor Yoon, son kez sana dönüp bakarak. "Ekip seni bekliyor. Ama unutma, sen onları inceleyecek kadar zamanın olacak. Kimseyle çalışmak zorunda değilsin, ta ki sen hazır hissedene kadar. Bu operasyon, senin hızında ilerleyecek." Helikopter yavaşça tesise yaklaşırken, aşağıda dört karaltı görüyorsun. Mesafeden tam seçmek zor ama bekleyen kişiler olduğu belli. Shadowblade, Technoon, Revenant ve Warden. Senin yeni 'ekibin'. Ya da belki de sadece... yeni piyonların.

Helikopterin tekerlekleri pistle temas ettiğinde hafif bir sarsıntı hissediyorsun. Motor yavaşça durulurken, kapı otomatik olarak açılıyor. Soğuk gece havası içeri dalıyor, okyanus kokusu ve nemli rüzgar. Yoon ilk çıkan oluyor, ama sen henüz adım atmadan, pistin kenarından yaklaşan bir siluet dikkatini çekiyor. Işıkların altında belirginleşen adam, kısa kesim saçlı, geniş omuzlu, askeri duruşuyla hemen tanınabilen bir tip. Üzerinde sivil kıyafetler var ama her hareketi disiplini ele veriyor. Yüzünde dostane ama profesyonel bir gülümseme. Helikopterden inerken sana doğru yaklaşıyor ve sağ elini uzatıyor. "Binbaşı David Crawford." diyor, İngilizce aksanı Amerikan ordusundan geldiğini belli ediyor. "Hoş geldiniz. Uçuşunuz nasıldı? Çok sarsıntılı olmadığını umuyorum." Eli sıkı ve kararlı bir tokalaşma için havada bekliyor. Gözleri seni süzüyor, değerlendirici ama düşmanca değil. "Tesisimize hoş geldiniz. Uzun bir gece oldu herhalde. İhtiyacınız olan her şeyi sağlamaya hazırız."
User avatar
Author
Geliştirilmiş
Geliştirilmiş
Posts: 11
Joined: 04 Sep 2024, 13:15

Ji-Hun, helikopterin steril ve serin ortamından çıkıp adanın nemli, tuzlu havasına adımını attığında yüzünde en ufak bir mimik oynamadı. Rüzgar, siyah deri ceketinin yakalarını hafifçe uçuştururken, eli alışkanlıkla burnunun üzerindeki yuvarlak, koyu renkli gözlüklerine gitti ve onları düzeltti. Bu gözlükler sadece bir aksesuar değil, dünyayla arasına koyduğu ilk bariyerdi. Kimse gözlerinin içine bakıp ne düşündüğünü okuyamamalıydı; onlar sadece simsiyah birer cam görmeliydi.

Pistin kenarında bekleyen Binbaşı Crawford’u süzdü. Amerikan aksanı, nizami duruşu, sivil kıyafetlerin altına gizlenemeyen o askeri disiplin... Ji-Hun’un zihni anında veriyi işledi: Demek Yoon’un "kaynakları" okyanus ötesine dayanıyor. Bu operasyon yerel bir isyan değil, fonlanan uluslararası bir proje. Bu bilgi, risk seviyesini artırdığı kadar, elindeki kartların değerini de artırıyordu.

Binbaşı, yüzünde o tipik Amerikalı misafirperverliği ve yapay samimiyetiyle elini uzatıp yolculuk hakkında boş sorular sorduğunda, Ji-Hun bu soruları havada asılı bıraktı. Uçuşun sarsıntılı olup olmaması, şu anki denklemin en önemsiz değişkeniydi. Kelimelerini boşa harcamazdı.

Adımlarını yavaşlatmadan adama yaklaştı. Binbaşı’nın havada bekleyen elini kavradı. Tokalaşması, ne kendini kanıtlamaya çalışan bir ezik gibi kemik kırıcıydı, ne de bir korkak gibi gevşek. Tam kararında, sert, kuru ve kısa bir temastı. Bu bir "merhaba" değil, bir "denklik" ilanıydı.

Gözlüklerinin ardından adamın gözlerinin içine, o karanlık camların arkasından bakarak akıcı ve net bir İngilizceyle cevap verdi.

"Memnun oldum, Binbaşı."

Cümlenin sonuna nokta koymuştu. Yolculuk nasıldı, yorgun musun, heyecanlı mısın... Bu soruların cevabı yoktu. Elini geri çektiğinde bakışları Binbaşı'nın omzunun üzerinden arkada bekleyen o dört siluete kaydı. Gölge, Teknoloji, Hayalet ve Savaşçı. Yeni piyonlar, ya da yeni tehditler.

Ji-Hun Yoon'a döndü. "Ekiple tanışmak istiyorum. İlk izlenimin iyi olması gerek"dedi, Yoon'un kendisini tanıtmasını ve diğerleriyle tanıştırmasını bekliyordu. Yoon'un rehberliği ile dörtlünün yanına gidip hepsini tek tek süzecekti.
Image
User avatar
GM - Veil
Admin
Admin
Posts: 81
Joined: 30 Oct 2023, 23:23

Binbaşı Crawford, kısa ve mesafeli karşılamana alışkın biri gibi tepki veriyor. Gülümsemesi hiç azalmıyor ama gözlerinde bir anlık değerlendirme ışığı parlıyor. "Tabii ki." diyor hafifçe geriye çekilerek. "Ekip sizi bekliyor." Yoon'a başıyla işaret ediyor ve geri çekiliyor, sanki sahneyi size bırakıyormuş gibi. Yoon, senin yanına geliyor ve birlikte ışıklı pistten tesise doğru yürümeye başlıyorsunuz. Karanlıkta bekleyen dört siluet, yaklaştıkça daha net hale geliyor. Yoon, alçak bir sesle konuşmaya başlıyor. "İlk tanışmayı ben yöneteceğim. Ama sonrasında, her biriyle ne kadar vakit geçireceğin sana kalmış."

İlk karşınıza çıkan, diğerlerinden biraz uzakta, karanlığın tam kenarında duran bir figür. Işıklar onun yüzünü tam aydınlatmıyor, sanki kasıtlı olarak gölgelerin içinde kalıyor. Yaklaştığınızda, dar bir çene, keskin hatlar ve derin, neredeyse donuk bakışlar seçiyorsun. Üzerinde siyah, dar kesim bir ceket ve eldivenleri var. Saçları geriye doğru sıkı bir şekilde toplanmış. "Shadowblade." diyor Yoon, tanıtırcasına. Kadın, evet, kadın olduğunu şimdi fark ediyorsun, başını hafifçe eğiyor. Bir selamlaşma jesti değil, daha çok seni ölçen bir hareket. Konuşmuyor. Gözleri seninkilere kilitlendiğinde, içlerinde hiçbir sıcaklık göremiyorsun. Ama tehdit de yok. Sadece... boşluk. Sanki ruhunun bir kısmını çoktan bırakmış biri gibi. Sessizlik birkaç saniye sürüyor. Yoon araya giriyor. "Shadowblade konuşmayı tercih etmiyor. Ama emin ol, her şeyi duyuyor ve anlıyor." Kadın, bir adım geri çekilerek karanlığa karışıyor. Hala orada olduğunu biliyorsun ama artık onu tam olarak göremiyorsun.

İkinci kişi, Shadowblade'in tam tersi. Hemen öne çıkıyor, enerji dolu adımlarla. Genç bir kadın, belki 23-24 yaşlarında. Mor renkte, yarı-askeri bir tulum gibi bir şey giymiş, omzunda asılı duran bir tablet çantası ve kulaklıkları boynunda sallanıyor. Saçları asimetrik kesilmiş, bir tarafı kısa, diğer tarafı uzun. Gözleri parlak, meraklı ve... biraz da tedirgin edici bir şekilde keskin. "Technoon." diyor Yoon. Kadın, sana doğrudan bakıyor ve hafif alaycı bir gülümsemeyle konuşuyor. "Yazar, öyle mi?" Sesi genç ama kendinden emin. "İlginç bir güç. Kalem kağıtla dünyayı değiştirmek... Analog. Nostaljik bile denilebilir." Gözlerini hafifçe kısarak devam ediyor. "Ben dijital tercih ederim. Daha hızlı. Daha... kontrol edilebilir." Elini uzatıyor, ama bu samimi bir jest değil. Daha çok seni test eden, ne yapacağını gören bir hareket.

Üçüncü kişi, ekibin en sessizi gibi görünüyor. Arka planda, diğerlerinden birkaç adım geride duran bir erkek. Belki 28-30 yaşlarında. Yüzü zarif, neredeyse androjen hatları var. Saçları dağınık ama temiz, gözleri yorgun ama dikkatli. Üzerinde gevşek bir sweatshirt ve siyah pantolonlar var. Görünüşü sıradan ama tavırları değil. Sanki orada olmak istemiyormuş ama aynı zamanda kaçacak bir yeri de yokmuş gibi. "Revenant." diyor Yoon, sesi biraz daha yumuşak. "Eski hayatından pek konuşmayı sevmez." Revenant, başını hafifçe kaldırıp sana bakıyor. Gözlerinde bir anlık tanıma ifadesi var, belki senin gibi biri olduğunu anlamış gibi. Sessizce başını sallıyor. Konuşmuyor ama dudaklarında çok hafif, üzgün bir gülümseme beliriyor.

Son olarak, ekibin en fiziksel varlığı öne çıkıyor. Uzun boylu, geniş omuzlu, kas yapısı belirgin bir adam. Belki 38-40 yaşlarında. Yüzünde eski yaraların izleri var, ama bunlar onurlu yaralar gibi görünüyor. Saçları kısa kesilmiş, duruşu dik ve askeri disiplinden çok, dövüş sanatlarının o içsel dengesini yansıtıyor. Üzerinde siyah bir eşofman üstü ve pantolon var. "Warden." diyor Yoon. Adam, sana doğru iki adım atıyor ve elini uzatıyor. Tokalaşması sert değil ama kararlı. Gözlerinde saygı var, ama test etme hali de. "Hoş geldin." diyor, sesi derin ve sakin. Kore aksanı var ama İngilizcesi akıcı. "Senin hakkında konuşulanları duydum. Yetenek önemli ama karakter daha önemli. Umarım ikisini de görürüz." Bu bir tehdit değil, bir gözlem. Elini bıraktığında, geri çekiliyor ve kollarını göğsünde kavuşturuyor.

Yoon, senin yanında durup hepsine bakıyor. "İşte ekip. Şimdilik tanışma aşamasındayız. Yarın sabah ilk toplantıyı yapacağız. Ama bu gece, istersen dinlenebilir ya da bireysel olarak herkesle konuşabilirsin." Sana dönüyor. "Kararı sana bırakıyorum, Author." Pistin diğer ucunda, Binbaşı Crawford hala bekliyor. Tesise giden yolun başında, bir teknisyen grubu ekipmanlarla uğraşıyor. Her şey bir operasyonun başlangıcı gibi görünüyor. Ve şimdi, sen bu operasyonun tam merkezindesin.
User avatar
Author
Geliştirilmiş
Geliştirilmiş
Posts: 11
Joined: 04 Sep 2024, 13:15

Ji-Hun, siyah gözlüklerinin ardından karşısındaki dörtlü "sirki" süzdü. Yoon haklıydı; hepsi kırıktı, hepsi ihanete uğramış ve sistemin dışına itilmişti. Ama Ji-Hun için önemli olan trajedileri değil, satranç tahtasında kapladıkları karelerdi.

Önce gölgelere saklanan kadına, Shadowblade'e baktı. Sessizliği... Bu iyiydi. Konuşan piyonlar genelde hata yapardı. Onun boş bakışlarında, emirleri sorgulamadan yerine getirecek mükemmel bir silahın potansiyelini gördü. Bir selam vermeye gerek duymadı; kadın zaten görünmez olmayı tercih ediyordu.

Sonra bakışları, ona "nostaljik" diyen kıza, Technoon'a kaydı. Genç, kibirli ve kontrolü elinde sandığı dijital oyuncaklarına fazla güveniyordu. Ji-Hun, Technoon'un uzattığı ele bakıp hafif, neredeyse fark edilmez bir dudak kıvrımıyla karşılık verdi. Tokalaşmak yerine ellerini cebinde tutmayı tercih etti.

"Dijital veriler bir tuşla silinebilir veya bir elektrik kesintisiyle yok olur," dedi Ji-Hun, sesi buz gibi soğuk ve netti. Technoon'un gözlerinin içine bakarak devam etti. "Ama mürekkep kuruduğunda, kader mühürlenir. Benim yöntemim nostalji değil, mutlakiyettir.". Onun meydan okumasını kabul etmiş ama kendi sahasında onu ezmişti.

Sıra Revenant'a geldiğinde, Ji-Hun o tanıdık "kırık" bakışı hemen tanıdı. Empati... Zayıflık. Ama manipüle edilmesi en kolay olanlar, anlaşılmayı bekleyenlerdir. Revenant'ın baş selamına, kısa ve mekanik bir baş hareketiyle karşılık verdi. Onu şimdilik "duygusal destek bekleyen yedek parça" olarak kategorize etti.

Ve son olarak Warden. "Karakter yetenekten önemlidir," demişti. Ji-Hun içinden güldü. Hayat bir ahlak dersi değil, kazanılması gereken bir senaryoydu. Adamın elini kısa bir süreliğine sıktı, teması minimumda tuttu.

"Karakter hikayeleri süsler, Warden," dedi Ji- Hun, elini geri çekip gözlüklerini düzelterek. "Ama hikayeyi bitiren şey, son noktayı kimin koyduğudur. Umarım senin karakterin, gereken o son noktayı koymamıza engel olmaz."

Ekibi kabaca tartmıştı. Her biri, doğru hamlelerle işe yarar birer araca dönüşebilirdi. Ama henüz o noktada değillerdi. Yoon'a döndü. Şu an onlarla "kaynaşmak" veya kamp ateşi etrafında hikaye anlatmak gibi bir niyeti yoktu. O, gözlemciydi. Ve gözlemlerini yapması için yalnızlığa ihtiyacı vardı.

"Tanışma faslı yeterli," dedi Yoon'a, sesindeki otoriteyle. "Şimdi nereye gidiyoruz?"

Arkasını döndü ve Binbaşı Crawford'un veya teknisyenlerin ne düşündüğünü umursamadan, yeni konuma doğru Yoon'un rehberlik etmesini bekledi.
Image
User avatar
GM - Veil
Admin
Admin
Posts: 81
Joined: 30 Oct 2023, 23:23

Soğuk ve keskin cevapların havada asılı kalırken, ekibin her biri farklı şekillerde tepki veriyor. Technoon'un yüzündeki alaycı gülümseme donuyor, yerini daha dikkatli, hesapçı bir ifadeye bırakıyor. Uzattığı eli yavaşça geri çekiyor ve başını hafifçe yana eğerek seni yeniden değerlendiriyor gibi bakıyor. Warden'ın gözlerinde ise kısa bir parıltı beliriyor, bir meydan okumayı tanıyan ve kabul eden birinin o tanıdık ışıltısı. Ama o da geri çekiliyor, kollarını kavuşturup beklemede kalıyor. Shadowblade zaten karanlıkların içinde kaybolmuş durumda, sanki hiç orada olmamış gibi. Revenant ise baş selamına hafifçe karşılık verdikten sonra daha da geriye çekiliyor, sanki kendini daha da görünmez kılmaya çalışıyormuş gibi.

Yoon sözlerini duyduğunda, yüzünde hiçbir şaşkınlık belirtisi göstermiyor. Sanki bu tepkiyi bekliyormuş gibi, sadece başını hafifçe sallıyor. "Anladım." diyor, sesi her zamanki gibi sakin ve profesyonel. Ekibe dönüp kısa bir el hareketiyle onları dağılmaya yönlendiriyor. "Yarın sabah saat 07:00'de toplantı. Hazır olun." Ekip sessizce dağılıyor; Technoon son bir bakış atıp uzaklaşıyor, Warden ağır adımlarla tesise doğru yürüyor, Revenant gölgeler arasında kaybolurken Shadowblade'in zaten gitmiş olduğunu fark ediyorsun. Binbaşı Crawford, arkanı döndüğünü görünce öne çıkıyor. "Bay Ji-Hun." diyor, bu sefer sesi daha resmi ve iş odaklı. "Sizi konaklama bölümüne götüreceğim. Ardından tesis turunu yapabiliriz ya da direkt olarak operasyon merkezini görebilirsiniz. Tercih sizin." Pistten ayrılıp tesise doğru yürümeye başlıyor, Yoon da yanınızda sessizce ilerliyor.

Tesis, dışarıdan göründüğünden çok daha büyük. Giriş kapısını geçtiğinizde, modern ama minimalist bir iç mimari sizi karşılıyor. Duvarlar gri beton ve çelik panellerle kaplı, tavanlardan LED ışıklar soğuk beyaz bir aydınlatma sağlıyor. Koridorlar geniş ama boş, adımlarınızın yankılandığı bir sessizlik var. Her köşede güvenlik kameraları ve sensörler göze çarpıyor. Binbaşı, yürürken açıklama yapmaya devam ediyor.
"Bu tesis, resmi kayıtlarda mevcut değil. Bir zamanlar NATO'nun Pasifik operasyonları için kullanılan bir üs noktasıydı, ama on yıl önce 'kapatıldı' olarak işaretlendi. Gerçekte ise, özel operasyonlar için yeniden düzenlendi. Radar sistemlerinden tamamen yalıtılmış, uydu görüntülerinde bile tespit edilemez bir kamuflaj ağıyla korunuyor. Dışarıdan bakıldığında sadece ıssız bir ada gibi görünüyor."

Uzun bir koridoru geçip bir asansöre varıyorsunuz. Binbaşı bir kart geçiriyor ve asansör sessizce açılıyor. İçeri girdiğinizde, asansör yukarı değil aşağı inmeye başlıyor. "Tesisin çoğu yeraltında." diyor Crawford. "Güvenlik nedeniyle. Yer seviyesinde sadece iniş pisti, birkaç depo ve kamuflaj yapıları var. Gerçek operasyon merkezi, konaklama bölümleri ve eğitim tesisleri üç kat aşağıda." Asansör durduğunda, önünüze daha da geniş bir koridor açılıyor. Burada duvarlar daha steril, tıbbi bir tesisi andırıyor. Sağda ve solda metal kapılar, her birinin üzerinde numaralar ve renk kodları var. Binbaşı sağa dönüp ilerlerken "Konaklama bölümü bu koridorun sonunda." diye devam ediyor. "Her oda bireysel, kilitli ve tamamen izole edilmiş. İstediğiniz zaman giriş çıkış yapabilirsiniz, ama güvenlik protokolü gereği her hareket kayıt altına alınıyor. Sadece bilginiz olsun."

Koridorun sonuna geldiğinizde, Binbaşı bir kapının önünde duruyor. Üzerinde "07" yazıyor. Kartını geçirip kapıyı açıyor. İçerisi küçük ama fonksiyonel. Tek kişilik bir yatak, metal bir masa ve sandalye, bir dolap, küçük bir banyo. Duvarlar yalın, hiçbir süs yok. Ama temiz ve düzenli. Masanın üzerinde bir tablet duruyor. "Bu tablet üzerinden tesis haritasına, operasyon dosyalarına ve ekip üyelerinin profillerine erişebilirsiniz. Şifreniz parmak izinizle aktif olacak." Binbaşı sana dönüyor, ellerini arkasında birleştirip bekliyor. "Şimdi size birkaç seçenek sunabilirim." diyor, sesi profesyonel ama bekleyişli. "Birincisi, burada dinlenip yarına hazırlanabilirsiniz. İkincisi, operasyon merkezini görmek isterseniz, size detaylı bir tur atabilirim. Orası, tüm istihbarat verilerinin toplandığı, planların yapıldığı ve karar alındığı yer. Üçüncüsü, Yoon'la birebir bir toplantı yapıp yarınki operasyonun detaylarını şimdiden öğrenebilirsiniz." Bir an duraklatıp ekliyor. "Ya da tamamen farklı bir şey yapmak isterseniz, dinliyorum."

Yoon yanında sessizce duruyor. Gözlerinde yorgunluk var ama aynı zamanda dikkatli bir bekleyiş de. Binbaşı Crawford ise, asker disipliniyle seni bekliyor, cevabını vermeni sabırla gözlüyor. Bu tesis, şu an senin yeni dünyan. Ve bu dünyada, senin atacağın her adım, yazacağın her satır, koyacağın her nokta... Oyunun gidişatını değiştirebilir.
Post Reply