Synapse: Tekne tamirhanesinin içine yerleştiğinizde, ilk birkaç dakika herkes kendi telaşına dağılıyor. John girişlere göz atıyor, Robert arabada yaptıklarını düşünüp duruyor, Cole ise timsahların kendi aralarında bir hiyerarşi kurup kurmadığına dair hiçbir yere varmayan teorisini sürdürüyor. Sen bunların hiçbirini eğlenceli bulmayınca, yerin ortasındaki geniş ve nispeten temiz alanı kendine ayırıp twerk çalışmana başlıyorsun. Tavandan sarkan zincirler, duvarlara yaslanmış pervaneler ve yarı sökülmüş tekne motorlarının arasında ortaya çıkan manzara o kadar alakasız ki John birkaç kez dönüp sana bakmamak için kendini zorluyor. Lorna ise aynı çabayı göstermiyor. Masanın kenarına yaslanmış, sigarasını ağır ağır içerken seni açıkça izliyor, bakışlarında ne şaşkınlık ne de ayıplama var. Daha çok hareketlerini ölçüyor, nerede dengenin bozulduğunu ve ne zaman gösteriş için ritmi abarttığını fark ediyor gibi. Cole, Robert’a dönüp insan bedeninin timsaha kıyasla twerk konusunda biyolojik üstünlüğü bulunup bulunmadığını sorduğunda Robert yüzünü ellerinin arasına gömüyor. "Ben bilimsel yaklaşıyorum. Kuyruk denge sağlar. Teorik olarak timsahlar bu konuda bizden daha iyi olabilir." Robert buna karşılık vermeye hazırlanırken John’un telefonu çalıyor. Ekrandaki ismi gören herkes susuyor, John da aramayı açıp telefonu hoparlöre alıyor.
V’nin sesi önce çocukken yabancıların arabasına binip binmediklerini sorguluyor, ardından isimlerinizi tek tek sayarak oraya gelmekte olduğunu bildiriyor. John’un yüzü, telefon konuşması ilerledikçe daha ciddi bir hal alıyor. Cole bakışlarını kaçırıyor, Robert omuzlarını biraz daha düşürüyor, senin twerk çalışman bile birkaç saniyeliğine askıya alınıyor. V, John’a bir şeyler söyledikten sonra John sana doğru bakıp dudaklarını sıkıyor. Telefon kapandıktan sonra söyleyecek çok şeyi olduğu belli ama nereden başlayacağını bulamıyor. "Patron kızdı biraz. Buraya geliyor. Of Hazel ya, telefonunu aldık, şimdi de ortamda twerk atıyorsun." Cole hemen araya giriyor. "Ben şahsen bunun stres yönetimi olduğunu düşünüyorum." Robert da istemeden başını sallayınca John ikisine sert bir bakış atıyor. "İkiniz de yardım etmiyorsunuz." Lorna bu konuşmalar boyunca sigarasını söndürüyor, masanın üstündeki küçük viski şişesini parmakları arasında çevirerek seni izlemeyi sürdürüyor. Sonunda ağır adımlarla yanına geliyor ve çalışmanı kesmeni istemek yerine birkaç adım ötende durup ritmi takip ediyor.
"Kalçayı fazla savuruyorsun. Gösterişli duruyor ama kontrolü belinden değil, dizlerinden kurman lazım." diyor, sanki yıllardır insanlara dans dersi veriyormuş kadar rahat. Sana yaklaşırken yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluşuyor. "Gerçi senin derdin düzgün yapmak değil. Odadaki herkesin sana bakmasını istiyorsun. Çocukluğundan kalma bir alışkanlık olabilir." John hemen başını çevirip kadına daha dikkatli bakıyor. Lorna bunu fark etse de açıklamasına devam ediyor. "Kuzey Karolina. Sıradan, muhafazakar, Hıristiyan bir aile. Senden dört yaş büyük bir ağabey, iki yaş büyük bir abla. Evin en küçüğü olduğun için herkes seni el üstünde tutmuş. Şımartılmışsın. Sonra büyüyünce dünyanın da aynı düzenle çalışmasını beklemişsin." Bu bilgileri rastgele bir tahmin yapar gibi söylemiyor. İsim vermese de aile geçmişine, doğum sırasına ve yetiştiğin çevreye ulaşmış olması, seni yalnızca birkaç dakika içinde araştırmadığını gösteriyor. John’un şüphesi iyice belirginleşiyor. "Bunları nereden biliyorsun?" Lorna gözlerini senden ayırmadan cevap veriyor. "İnsanları sakladığım yere kabul etmeden önce kim olduklarına bakarım. Hele peşlerinde hükümet, silahlı adamlar ve öfkeli bir doktor varsa daha dikkatli bakarım."
Lorna bir adım daha yaklaşıyor. Aranızdaki mesafe, konuşmanın gerektirdiğinden daha fazla daralıyor, viski şişesini omzunun hizasına kaldırıp sonra yeniden masaya bırakıyor. "Şımartılmış en küçük çocukların iki türü vardır. Bazıları ilgi kesilince dağılır. Bazıları da ilgiyi geri almak için bütün odayı ateşe verir. Sen ikinci türsün." Bakışları yüzünden başlayıp hareketlerini incelediği yere kadar kısa bir yol çiziyor, sonra yeniden gözlerine dönüyor. "Sana kural koyarsam sırf beni sinirlendirmek için çiğnersin. Yasaklarsam daha çok istersin. Ama doğru şekilde yönlendirilirsen..." Cümlesini tamamlamadan elini beline yaklaştırıyor, dokunup dokunmamak arasında bilinçli biçimde duruyor. "Belki de sandığından daha uslu olabilirsin." Gülümsemesi biraz daha ağırlaşıyor. "Twerk işine gelince, gerçekten öğrenmek istiyorsan sana gösterebilirim. Fakat ders verirken dikkatim dağılmaz. Seninki dağılırsa sorumluluğunu almam." Arkada Cole, Robert’a son derece ciddi bir ifadeyle fısıldıyor. "Bu artık dans dersi değil, değil mi?" John ise bir yandan V’nin gelişini bekliyor, bir yandan Lorna’nın seni ne kadar hızlı çözmüş olabileceğini tartıyor. Senin önünde birkaç seçenek beliriyor, Lorna’nın laflarına karşılık verebilir, seni nasıl araştırdığını daha ciddi biçimde sorgulayabilir, twerk dersini kabul ederek sınırlarını deneyebilir ya da John’un yanına dönüp V gelmeden önce bu kadının ne kadar güvenilir olduğunu birlikte çözmeye çalışabilirsin.
V: Motorun Everglades tarafına doğru ilerlerken Elizabeth geri dönüyor. Telefonu kaskın içindeki sisteme bağladığında, onun sesi rüzgar ve motor gürültüsünün arasından net biçimde geliyor. "Lorna Vale adı temiz değil ama kirli olduğu yerler de alıştığımız türden değil. Tam adı Lorna Mae Vale. Resmi kayıtlarda tekne tamircisi, tur rehberi ve hurda işletmecisi olarak görünüyor. Üç farklı şirketi var, Vale Salvage, Cypress Passage Tours ve Mangrove Cold Storage. İlk ikisi hala aktif, üçüncüsü beş yıl önce kapanmış görünüyor ama arazi kayıtları düzenli biçimde el değiştiriyor. Büyük ihtimalle kaçakçılık rotalarını ve güvenli evleri saklamak için kullanıyor." Elizabeth birkaç saniye durup yeni bir dosya açıyor. "Yirmili yaşlarının başında körfez boyunca tekne kullanmış. Sonra insan, silah ve uyuşturucu taşıyan gruplarla çalışmaya başlamış. Ancak insan ticareti yapan iki yapıyla çatıştığına dair kapatılmış dosyalar var. Birinde taşıdığı kişileri teslim etmek yerine ortadan kaybolmuş, diğerinde ise kaçakçıların teknesi bataklıkta yanmış. Kanıt bulunmamış. Şehir polisi onu suçlu görüyor, bazı federal birimler muhbir olarak kullanmış, bölgedeki kayıp insanlar ise onu kurtarıcı diye anlatıyor. Kimin hikayesine inanacağına bağlı."
Elizabeth’in anlattıkları devam ettikçe çevrendeki şehir ışıkları tamamen kayboluyor. Yol daha karanlık ve dar hale geliyor, asfaltın iki yanında su birikintileri, sazlıklar ve devrilmiş tabelalar beliriyor. "Vale’in eski bir federal bağlantısı da var. Kendisine atanmış görevlinin adı kayıtlardan silinmiş. Adam sekiz yıl önce kaybolmuş, cesedi bulunmamış. O tarihten sonra Lorna hiçbir kurumla doğrudan çalışmamış. Bölgede kendi ağı var, eski mahkumlar, motor ustaları, hava botu sürücüleri, kaçak avcılar ve resmi kayıtlarda ölü görünen birkaç kişi. İnsanları saklıyor ama herkesi değil. Kendi ahlakına göre karar veriyor. Birini korumaya aldıysa polise teslim etmiyor, ancak yalan söylediğini anlarsa bataklığın ortasında bırakmaktan da çekinmiyor." Elizabeth, John’un verdiği yaklaşık bölgeyle Lorna’ya bağlı mülkleri karşılaştırıyor. "Sizin ekip muhtemelen eski Barlow airboat sahasının altında. Arazi görünürde başka birine ait ama vergileri Vale Salvage ödüyor. Oraya doğrudan girilen yol güvenli değil. Bölgedeki yerel gruplar yabancı araçları durduruyor. Lorna’nın adamları olabilirler, olmayabilirler de. Bazıları yalnızca bataklıktan geçen herkesten pay alan haydutlar."
Motorun ön farı, yolun üstüne çökmüş nemli havayı yararken telefonuna bir bildirim düşüyor. Elizabeth konuşmasını hızlandırıyor. "GPS bilgisini gönderiyorum. Son iki kilometrede ana yoldan çıkma, haritada görünmeyen bir servis geçidi var. Konum sana ulaştı. Bir şey daha... Lorna’nın senin kim olduğunu öğrenmiş olma ihtimali yüksek. O kadın hazırlıksız misafir kabul etmez." Telefon kapanıyor. Haritadaki işaret seni dar bir toprak yola yönlendiriyor. Motor birkaç dakika boyunca çamur, kırık tahta parçaları ve su birikintilerinin arasından ilerliyor. Tam hedefin bulunduğu bölgeye yaklaşırken önündeki yolun ortasında sarı ışıklı eski bir kamyonet beliriyor. Arkanda da iki motosikletin farları yanıyor. Yavaşlamak zorunda kaldığın anda sazlıkların arasından insanlar çıkmaya başlıyor. Altı kişi. Üzerlerindeki kıyafetler yıllardır su, yağ ve ter görmüş gibi. Birinin kolsuz gömleğinin altından pis sargılar taşıyor, diğerinin boynunda timsah dişlerinden yapılmış bir kolye var. Yüzünün yarısı dövmeli olan kel adamın elinde kesilmiş namlulu bir av tüfeği, tek gözü süt beyazı olan zayıf adamın belinde paslı bir pala bulunuyor. Diğerleri zincir, levye ve tabancalar taşıyor. Hiçbiri silahını saklama ihtiyacı duymuyor.
Kamyonetin önünde duran iri adam yere tükürüyor, ardından motoruna doğru birkaç adım atıyor. Dişlerinin arasında koyu renkli bir şey çiğniyor, konuşurken ağzının kenarından kahverengi salya akıyor. "Bu gece bataklığımıza takım elbiseyle gelen ikinci dangalak sensin. Ya çok cesursun ya da kafanı sikmişler." Yanındaki tek gözlü adam kahkaha atıp motorun arkasına doğru dolanıyor. "Şuna bak, şehirden gelmiş yakışıklı piç. Kaybolan karısını mı arıyor, yoksa Lorna’nın eteğinin altına mı girmeye geldi?" Başka biri motorun aynasına parmaklarını sürüyor ve seni açıkça kışkırtmak için yüzüne doğru eğiliyor. "Buraya neden geldiğini söyle, amına koyduğumun takım elbiselisi. Vale’i mi arıyorsun? Borcun mu var? Yoksa şu önden kaçan ucubelerin babası mısın?" Etrafındaki çember yavaşça daralıyor. İri adam tüfeğin namlusunu yere doğru tutsa da parmağı tetikte duruyor. "Motoru kapat. Ellerini görebileceğimiz yerde tut. Sonra bize kim olduğunu, buraya kimin izniyle girdiğini ve Lorna’yla ne işin olduğunu anlat. Cevabını beğenmezsek motoru alırız. Seni de timsahların gece yemeğine bırakırız." İçlerinden biri arkanızdaki yolu kapatmak için motosikletini yana çekiyor, bir diğeri ise elini motorunun gidonuna uzatıyor. Lorna’nın saklandığı yer artık çok yakın, ancak önündeki bu grup seni içeri almak yerine sınırlarını görmek istiyor gibi davranıyor.