Sikik federallerin barı, veya bardan geriye kalanları, terk etmesinden sonra büyük bir restorasyon projesiyle baş başa kalmışlardı. YİNE. Evet, rpye "sikik" diye başlıyorum çünkü neden olmasın.
Hazel, ağzında lolipop, yanda retro bir radyo, son ses müzik açık halde handheld konsolunda bir şeyler oynuyordu. Bir şeyleri taşıma etme işlerini güçlü kaslı erkeklere bırakmıştı. O zaten sevmezdi öyle, üstü başı pislenirdi. Daha tırnaklarını yeni yapmıştı. Saçlarını örmüştü güzel spreyle sabitlemişti filan, uğraşamazdı. Ama bu elbette bar için hiçbir şey yapmayacağı anlamına gelmiyordu. Öncelikle herkese götünü kollaması gerektiğini öğretiyordu çünkü birisi önünde eğilecek edecek olursa kıçına şaplağı yiyordu. İkinci de, tabletinde mükemmel bir tasarım yapmıştı ve tabelanın siparişi bugün gelecekti. Madem bar bu kadar yıkılmıştı, o halde yenilerken biraz güzellikler eklemeliydi. Bu güzellikler de ondan bir parçayı temsil etmeliydi. Patronun çıplak büstünü yaptırıp köşeye koydurmayı düşündü ancak pipisinin ve taşaklarının boyutunu ölçmesine izin vermemişti bir türlü. Amacı sadece büst için ölçü almaktı halbuki. Başka şeyler düşünmemişti hiç. O yüzden mecbur bu ikinci seçeneğe mahkum kalmıştı.
Kapıda kuryeyi görmesi ile birlikte fırladı hemen ayağa kalktı. Heyecanla sek sek sekerek postayı aldı ve özenle içeri götürerek paketi açtı. Neon tabela tam da görsellerde vaat ettikleri gibiydi. "Patroooaaan buna var ya çıldıracak~" Yerdeki eşyaların, tozun, pisliğin arasından sekerek boyası daha yeni kurumuş olan duvara yapıştırdı güzelce eserini. Sonra da bir iki adım çekilip inceledi hayranlıkla. "Ben var ya, aşırı zekiyim. Harcanıyorum ayol."
Bardakilere seslendi. "Arkideşlaaar bakın güzel miiiii?" Yeniden sek sek sekerek radyoya geldi ve müziği ayakkabısıyla kapattı. Önündeki iki perçem saçıyla kıvır kıvır oynayarak John'un ve diğerlerinin yanına geldi. "Şimdi biz bu Meksikalıları düşman edindik di miiii?" Parmaklarını önünde birleştirip uwu tatlı bir kız gibi davrandı. "Ben size bi' şey itiraf edicem. Bir tane sarışın adam vardı. Cisimlerin içinden geçip uçabiliyordu. İsmi neydi... Breacher, heh. Bana dedi ki ekibini bırakıp bizimle geleceksin yoksa seni öldürürüm filan. Çok da güçlüydü, aldı havalara savurdu beni sağdan sola vurdu. Ben de dedim ki ayol dur savaşmayalım sevişelim. O da bunu çok literal algıladı, pantolonunu filan çıkartmaya başladı. Baktım salacak kobrayı, heyecandan bi' tane geçirdim apış arasına. Sonra yeşil yeşil ışıklar çıkardı bir şeyler oldu bilmiyorum gitti sonra. Sizce o Meksikalılarla mı çalışıyordur? Siz onu tanıyor musunuz? Çünkü tekrar peşime düşerse götümden kan alabilir de, hihi~" Saçlarıyla kıvır kıvır oynamaya başladı yine cilve yapar gibi. "Napsaak kiiiii~ Ay korkarım ben tek başıma dışarı çıkmaya daaaa~~"
Hazel, ağzında lolipop, yanda retro bir radyo, son ses müzik açık halde handheld konsolunda bir şeyler oynuyordu. Bir şeyleri taşıma etme işlerini güçlü kaslı erkeklere bırakmıştı. O zaten sevmezdi öyle, üstü başı pislenirdi. Daha tırnaklarını yeni yapmıştı. Saçlarını örmüştü güzel spreyle sabitlemişti filan, uğraşamazdı. Ama bu elbette bar için hiçbir şey yapmayacağı anlamına gelmiyordu. Öncelikle herkese götünü kollaması gerektiğini öğretiyordu çünkü birisi önünde eğilecek edecek olursa kıçına şaplağı yiyordu. İkinci de, tabletinde mükemmel bir tasarım yapmıştı ve tabelanın siparişi bugün gelecekti. Madem bar bu kadar yıkılmıştı, o halde yenilerken biraz güzellikler eklemeliydi. Bu güzellikler de ondan bir parçayı temsil etmeliydi. Patronun çıplak büstünü yaptırıp köşeye koydurmayı düşündü ancak pipisinin ve taşaklarının boyutunu ölçmesine izin vermemişti bir türlü. Amacı sadece büst için ölçü almaktı halbuki. Başka şeyler düşünmemişti hiç. O yüzden mecbur bu ikinci seçeneğe mahkum kalmıştı.
Kapıda kuryeyi görmesi ile birlikte fırladı hemen ayağa kalktı. Heyecanla sek sek sekerek postayı aldı ve özenle içeri götürerek paketi açtı. Neon tabela tam da görsellerde vaat ettikleri gibiydi. "Patroooaaan buna var ya çıldıracak~" Yerdeki eşyaların, tozun, pisliğin arasından sekerek boyası daha yeni kurumuş olan duvara yapıştırdı güzelce eserini. Sonra da bir iki adım çekilip inceledi hayranlıkla. "Ben var ya, aşırı zekiyim. Harcanıyorum ayol."

Bardakilere seslendi. "Arkideşlaaar bakın güzel miiiii?" Yeniden sek sek sekerek radyoya geldi ve müziği ayakkabısıyla kapattı. Önündeki iki perçem saçıyla kıvır kıvır oynayarak John'un ve diğerlerinin yanına geldi. "Şimdi biz bu Meksikalıları düşman edindik di miiii?" Parmaklarını önünde birleştirip uwu tatlı bir kız gibi davrandı. "Ben size bi' şey itiraf edicem. Bir tane sarışın adam vardı. Cisimlerin içinden geçip uçabiliyordu. İsmi neydi... Breacher, heh. Bana dedi ki ekibini bırakıp bizimle geleceksin yoksa seni öldürürüm filan. Çok da güçlüydü, aldı havalara savurdu beni sağdan sola vurdu. Ben de dedim ki ayol dur savaşmayalım sevişelim. O da bunu çok literal algıladı, pantolonunu filan çıkartmaya başladı. Baktım salacak kobrayı, heyecandan bi' tane geçirdim apış arasına. Sonra yeşil yeşil ışıklar çıkardı bir şeyler oldu bilmiyorum gitti sonra. Sizce o Meksikalılarla mı çalışıyordur? Siz onu tanıyor musunuz? Çünkü tekrar peşime düşerse götümden kan alabilir de, hihi~" Saçlarıyla kıvır kıvır oynamaya başladı yine cilve yapar gibi. "Napsaak kiiiii~ Ay korkarım ben tek başıma dışarı çıkmaya daaaa~~"




