[Nico] Derin Devlet, Özel Harekat ve Nico

User avatar
GM - Veil
Admin
Admin
Posts: 81
Joined: 30 Oct 2023, 23:23

Lucía, reddini gördüğünde hafif bir gülümsemeyle başını eğiyor. Kadehini masaya bırakıp ayağa kalkıyor. "Entiendo. İş adamısın sen." diyor sesinde bir anlayış tınısıyla. Pencereye doğru yürüyor, Granada'nın gece manzarasına bakıyor. Bir süre sessiz kalıyor, sonra dönüp sana bakıyor. Gözlerinde bu sefer iş moduna geçmiş bir keskinlik var. "Umbra'nın kökleri, resmi kayıtlara göre 1980'lerin sonuna dayanıyor. Soğuk Savaş'ın bitişi, Avrupa'nın yeniden şekillenmesi... O dönemde birçok gizli proje ortaya çıktı. Umbra da onlardan biri olarak doğdu. İlk başta, geliştirilmişleri 'topluma kazandırma' adı altında bir rehabilitasyon programı gibi sunmuştu kendilerini. Ama gerçek amaçları çok daha karanlıktı." Cebinden ince bir tablet çıkarıyor, ekranı açıp sana gösteriyor.

Ekranda eski fotoğraflar beliriyor. Laboratuvarlar, insanlar, belgeler. "Umbra'nın kurucuları, eski Sovyet bilim insanları ve birkaç Batılı istihbaratçıdan oluşuyordu. Hedefleri basitti: geliştirilmişleri kontrol altına almak ve onları silah olarak kullanmak. Ama bunu açıkça yapamazlardı. Bu yüzden her seferinde farklı bir kılıfa büründüler. Bazen hayır kurumu, bazen araştırma enstitüsü, bazen dini cemaat..." Ekran değişiyor, yeni görüntüler beliriyor. Genç yüzler, eski kimlik fotoğrafları. "İşte bunlar, Umbra'nın geçmişte 'arındırdığı' geliştirilmişler. Bazıları kayboldu, bazıları öldü, bazılarıysa... değişti."

Lucía tableti masaya bırakıp kollarını kavuşturuyor. "Umbra'nın işleyişi şöyle: Önce hedeflerini seçiyorlar. Genellikle güçlü ama psikolojik olarak kırılgan geliştirilmişleri tercih ediyorlar. Ailesi olmayan, yalnız kalmış, travma yaşamış olanları. Sonra onlara yaklaşıyorlar. İlk temas her zaman yumuşak. Sana yardım etmek istediklerini söylüyorlar. Seni anlıyorlar. Seni kabul ediyorlar. Seninle empati kuruyorlar." Sesi sertleşiyor. "Ama bu sadece ilk aşama. Sana güvendiklerinde, seni 'arınma programı'na alıyorlar. İşte orada gerçek işkence başlıyor."

Pencereye geri dönüyor, ama bu sefer sırtı sana dönük konuşuyor. "Bizim istihbarat raporlarına göre, Umbra'nın arınma programı üç aşamadan oluşuyor. Birinci aşama: Psikolojik bozma. Seni sürekli sorguya çekiyorlar, geçmişini deşiyorlar, acılarını tekrar yaşatıyorlar. Seni kimliğinden soyuyorlar. İkinci aşama: Bağımlılık yaratma. Sana özel ilaçlar veriyorlar, beyninle oynuyorlar. Seni onlara bağımlı hale getiriyorlar. Üçüncü aşama ise..." Dönüp sana bakıyor. Gözlerinde soğuk bir gerçeklik var. "Yeniden inşa. Seni istedikleri gibi yeniden yaratıyorlar. Artık sen değilsin. Onların silahısın."

Odanın havası ağırlaşıyor. Lucía masaya geri dönüp oturuyor. "Ama sen farklısın diye duydum. Dikkatli olmalısın. Çünkü Umbra, yılların deneyimiyle çok iyi biliyor nasıl birine yaklaşacağını. Önce dostun gibi davranacaklar. Sonra ailenmiş gibi. En sonunda... seni yutacaklar." Ayağa kalkıyor, kapıya doğru yürüyor. Eşikte duruyor, sana son bir kez dönüyor. "Yarın sabah, saat dokuzda lobide buluşalım. Seni ilk temas noktasına götüreceğim. Umbra'nın Granada'daki cephesi, şehrin dışında eski bir manastırda. Oraya 'Santuario de la Luz' diyorlar. Işığın Tapınağı. Ama ışık gösterdikleri yerde, gölge saklanıyor." Hafif bir gülümsemeyle ekliyor. "İyi geceler, Ismael. Ya da... Nico. Umarım bu gece iyi uyursun. Çünkü yarından sonra, belki uzun süre rahat uyuyamayacaksın."

Kapı sessizce kapanıyor. Odada yalnız kalıyorsun. Pencerenin dışında Granada'nın ışıkları yanıp sönüyor. Uzakta, dağların arasında, karanlık bir noktada Umbra seni bekliyor. Ve sen, bir kez daha gölgelere doğru yürüyeceksin.
User avatar
Nico
Geliştirilmiş
Geliştirilmiş
Posts: 8
Joined: 12 Aug 2024, 23:19

Nico yalnız kaldıktan sonra duyduklarını sindirmeye koyuluyot. Bütün bilgileri filtreden geçiriyor. İyice süzüyor ve ilk olarak şu sonuca varıyor.

"Güç her şeydir."

Güç öyle bir araç, kaynak hatta ve hatta amaç ki, en azılı iki düşmanı bile bir araya getirebilmiş. O kadar büyüleyici ki, insanları insanlığın dışına çekebilmiş. Güç ne büyük bir olanak ne büyük bir zehir. Yıllardır süre gelen güç dengesini ve kuruluşunu düşledikçe beyni onu asla anımsamak istemediği anılara götürüyor. Buz gibi soğuk bir demirin üzerinde çırılçıplak yatıyor. Oraya gitmemek için şu ana kasıla kasıla tutunsa bile engel olamıyor. Panik atak yaşamasına anlar kala hızlı görüntüler gelip geçiyor. Kesici, delici ve ezici aletlerin gazabına uğruyor. İnsansı silüetlerin sesleri kulağından içeri girip beynini karışlıyor. Görüşü dönerken ağzı açık ayakta kitlenmiş biçimde buluyor kendini. Çarpılmış durumda bir bakış seziyor. Derinden gelen ve üzerine kenetlenmiş bir bakış. Kızgınlıkla dolu. Kızgın bakışı tanıyor ve neden üzerinde olduğunu anlıyor. Ancak anlamasıyla kızgın bakış ondan uzaklaşmaya başlıyor.

Yaşamı boyunca böyle bir deneyimi ilk defa deneyimlediğini sanıyor. Umbra'nın oluşumundan ve ne kadar güç elde ettiklerinden "etkilendiği" için onu cezalandıran bir irade fark ediyor. Kendisinden gelen kendisine kendisinden daha yakın bir irade. Pençesini ancak bu "yanlışı" kabul edince çeken bir irade. Titreyen bedeni yatağı yoklayarak oturuyor. Soğuk terler içerisinde uzanıyor. Burası ya onun laneti olacak ya da onun gizemini çözecek sonuç.

Gün doğana kadar gözleri açık transa girmiş gibi uzanıyor yatakta. Ne bir yorgunluk, ne bir uyku zerresi ne de zayıflık. Görev anı yaklaşırken gayet zinde, uyanık ve enerjik. Algıları açık, dürtüleri keskin, güne hazır.
Image
User avatar
GM - Veil
Admin
Admin
Posts: 81
Joined: 30 Oct 2023, 23:23

Sabahın ilk ışıkları pencereden içeri süzülürken, sen çoktan uyanıksın. Aslında hiç uyumadın. Gözlerin tavana kilitli, bedenin yatakta hareketsiz ama içinde fırtınalar esiyor. Gece boyunca yaşadığın o deneyim, o bakış, o irade... Hala tüylerini diken diken ediyor. Ama artık geçti. Güneş yükseliyor ve görev seni bekliyor.

Saat 08:45'te kapı hafifçe çalınıyor. Üç kısa vuruş. Ayağa kalkıp kapıyı açtığında karşında iki kişi görüyorsun. İkisi de koyu takım elbise giymiş, gözlük takmış, yüzlerinde ifadesiz bir profesyonellik var. Soldaki daha uzun boylu, sağdaki biraz daha genç görünüyor ama ikisi de aynı soğuk enerjiyi taşıyor. "Buenos días, señor Duarte." diyor uzun boylu olan. "Hazırsanız, gitme zamanı. Bugün yoğun bir gün olacak." Lobide Lucía yok. Sadece bu iki adam var. Seni dışarıya çıkarıyorlar, otelin önünde bekleyen koyu gri bir sedana bindiriyorlar. Araç sessizce hareket ediyor. Granada'nın dar sokaklarından geçerken sabahın erken saatlerinin huzuru etrafa yayılıyor. Kahvaltı yapan aileler, okula giden çocuklar, işe koşan insanlar... Herkes sıradan hayatını yaşıyor. Ama sen başka bir dünyaya gidiyorsun.

Araç yaklaşık on beş dakika sonra şehir merkezindeki lüks bir alışveriş bölgesine varıyor. Burası turistik değil, yerli zenginlerin tercih ettiği bir yer. Vitrinlerde el yapımı ayakkabılar, özel dikim ceketler, İtalyan gömlekler sergileniyor. Seni içeriye yönlendiriyorlar. Dükkan sahibi yaşlı, zarif bir adam. Gözlük takıyor, ince bir bıyığı var. Seni görünce hafifçe başını eğiyor. "Ah, señor Duarte. Sizi bekliyorduk. Lütfen, bu tarafa." Sana bir dizi kıyafet sunuluyor. Koyu renk bir blazer ceket, açık mavi gömlek, siyah pantolon, deri ayakkabılar. Hepsi senin bedenine göre hazırlanmış gibi mükemmel oturuyor. Ayrıca yan gözle fark ediyorsun, bazı kıyafetlerin içine ince zırh katmanları yerleştirilmiş. Hafif, neredeyse fark edilmez ama koruyucu. "Bu kıyafetler sizin için özel hazırlandı." diyor dükkan sahibi. "Hem zarif, hem işlevsel. Umbra sizinle tanıştığında, onların standartlarına uygun görünmelisiniz."

Kıyafetleri giyip aynaya baktığında, karşında bambaşka biri görüyorsun. Artık Nico değilsin. Ismael Duarte'sin. Biyoteknoloji uzmanı, Buenos Aires'ten gelmiş, arınma arayan bir adam. Dükkanı terk edip tekrar arabaya biniyorsunuz. Bu sefer rota farklı. Şehrin dışına, daha sakin bir bölgeye doğru ilerliyorsunuz. Araç sonunda küçük, şirin bir evin önünde duruyor. Bahçesinde portakal ağaçları, pencerelerinde beyaz perdeler var. Kapı açılıyor ve içeriden bir adam çıkıyor. Orta yaşlı, biraz şişman, gri saçlı ve gözlüklü. Elinde bir fincan kahve tutuyor, rahat görünüyor. Yanına yaklaşıp elini uzatıyor. "¡Hola! Benim adım Profesor Mateo Ruiz. Ama bana sadece Mateo de." diyor sıcak bir gülümsemeyle. "İçeri gel, hadi. Konuşacak çok şeyimiz var."

Evi içeriden küçük ama dolu dolu. Kitaplar, belgeler, haritalar, notlar her yerde. Duvarlarda eski fotoğraflar, bazıları siyah beyaz, bazıları yıpranmış. Mateo seni küçük bir masaya oturtuyor, karşına geçiyor. Elindeki kahveyi yudumluyor, sonra konuşmaya başlıyor. "Umbra hakkında sana her şeyi anlatmam gerekiyor, Ismael. Çünkü oraya gittiğinde, tek bir yanlış adım canına mal olabilir." Masanın üzerine birkaç fotoğraf koyuyor. Eski binalar, insanlar, belgeler. "Umbra'nın Granada kolunun merkezi, şehrin dışındaki Santuario de la Luz. Eski bir Fransisken manastırı. 16. yüzyılda inşa edilmiş, sonra terk edilmiş, şimdi ise yeniden canlandırılmış. Dışarıdan bakıldığında masum bir dini topluluk gibi görünüyorlar. Ama içeride... içeride cehennem var."

Bir fotoğraf daha koyuyor. Manastırın girişini gösteriyor. Büyük ahşap kapılar, taş duvarlar, gotik kemerler. "Umbra'nın Granada kolunu yöneten kişi, Padre Vicente Salazar. Ama o gerçek bir rahip değil. Sadece öyle görünüyor. Aslında Umbra'nın Avrupa operasyonlarının koordinatörlerinden biri. Çok zeki, çok tehlikeli ve çok manipülatif. Seninle konuştuğunda, sana gerçekten yardım etmek istediğini düşüneceksin. Ama o sadece seni avlıyor." Mateo ayağa kalkıp pencereye gidiyor, dışarı bakıyor. "Umbra'nın arınma programı üç aşamalı, bunu biliyorsun. Ama sana detayları vermem lazım. Birinci aşama: 'İtiraf.' Seni küçük bir odaya alacaklar, seninle konuşacaklar. Geçmişini soracaklar, travmalarını soracaklar, günahlarını soracaklar. Sana güvenli bir alan sunacaklar. Ama aslında seni haritaya çıkarıyorlar. Senin zayıf noktalarını buluyorlar. İkinci aşama: 'Arınma.' Sana özel bir serum verecekler. Siyah bir sıvı, içinde bilinmeyen kimyasallar var. O serumu aldığında, beynin bulanıklaşacak. Geçmişin, şimdin, geleceğin birbirine karışacak. Ve işte o anda, seni bozacaklar. Senin kimliğini silip yerine kendi versiyonlarını koyacaklar."

Geri dönüp sana bakıyor. Gözlerinde ciddi bir ifade var. "Üçüncü aşama ise 'Yeniden Doğuş.' Eğer ilk iki aşamayı geçersen, seni onların ailesinin bir parçası yapacaklar. Ama artık sen olmayacaksın. Umbra'nın bir kölesi olacaksın. İşte bu yüzden dikkatli olmalısın, Ismael. Serum konusunda özellikle dikkatli ol. Eğer o serumu alırsan, geri dönüş olmayabilir." Mateo masaya geri oturuyor, ellerini kavuşturuyor. "Umbra'ya girişin yarın sabah olacak. Lucía seni oraya götürecek. Kendin gibi davran, ama her zaman uyanık ol. Onların sorularına dürüst cevap ver ama asla kendini tamamen açma. Onlara ihtiyaçları olanı ver, ama canını verme. Çünkü Umbra, canını almak için sabırsızlanıyor." Bir süre sessizlik oluyor. Mateo kahvesini bitiriyor, sonra sana bakıyor. "Anlamadığın bir yer var mı, Ismael? Bir sorun var mı? Sorularını şimdi sor, çünkü yarından sonra, belki soracak fırsat bulamayacaksın."
Post Reply