[American Gods] Bunu Yazan Tosun, Okuyana Kosun

User avatar
Synapse
American Gods
American Gods
Posts: 69
Joined: 25 May 2024, 01:52

John telefonunu haşlarken dramatik bir şekilde ağlar gibi yaptı Hazel. "Oyunlarııııııım! HAYIIIIIR!" Elini alnına götürüp bayılacak gibi oldu, yalandan. Subway Surfers oynadığını ima eden Cole'a "beni hafife alma" der gibi bir bakış attı. "Huniepop ve Meet n Fuck da oynuyordum." John'un James'i araması ile birlikte telefonun diğer ucundan öfkeli ve çok seksi bir ses geldi. John olayı gerçeğinden çok çok çok daha hafifleterek anlatmaya çalışsa da James onunla konuşmak isteyince büyük bir heyecanla aldı eline. "Aloo? Sinirlenme aşk böceğim ama sinirlenince çok seksi oluyorsun." diye lafa girdiği anda James'in sessizliği yerini çok kontrollü ama fena halde azdırıcı bir öfkeye bıraktı. Onu öldürmekten filan bahsediyordu. Hiçbir yere kıpırdamadan orada kalmasını emretmiş, kimseyle flört etmemesini, kimseyi hacklememesini, kimseyi köpek yapmamasını istemişti. "AMA-" diye itiraz etmesine kalmadan devam etmişti ve birazdan geliyor olduğunu söylemişti. Cole da arada kaynamıştı. Konumun üstü kapalı tarifi ile birlikte konuşma sonlanmış, telefon kapanmıştı. Hazel titreyen parmaklarıyla telefonu John'a geri verirken korkmuştan çok başka bir şey olmuşa benziyordu. Yüzü heyecandan pembeleşmiş, bedeni titriyordu. "Ben sırılsıklamım şu an." diye belirtme gereği duydu duygularını. "Bu sefer cidden çok sinirlenmiş. Özellikle de bana. Gelip bağırsa çağırsa... Boğazımı sıksa... Gırtlaklasa... Azarlasa... Ay boşalırım!"

O esnada köşede sigara tüttüren kadın çok sakin çok cool adımlarla yanlarına yaklaşmıştı. Bir viski şişesi çıkarıp ona uzatmıştı. Hazel hemen kaptı şişeyi. Sinirleri yatıştırmak için kullanılabilirdi böyle şeyler. John gardını alsa da kadın bir cümlede yedikleri haltları yüzlerine vurarak mecbur olduklarını ima etmişti. "Ay ben Lorna ablayı çok sevdim!" Hazel'ın hoşuna gitmişti bu durum. Öncesinde göz ucuyla bakıp dikkat bile etmediği kadın pek havalıydı ve sırf kafa yapısına uymuyor diye onlara yardım ediyordu. Kadının peşine takıldılar. Onları gizli geçitlere benzeyen bir dizi yoldan geçirdi. Tekne tamirhanesi gibi bir yere gelmişlerdi. Önceki kaldıkları yere göre daha az pis görünüyordu en azından. Burada rahat edebileceklerini söylemişti ablaların ablası. Cole ve Robert hemen timsahlara ilişkin manasız bir tartışmaya girişmişlerdi. Kadın kendisine viski şişesini işaret ederek içerse ağzının gevşeyeceğini, içmezse aklının çalışacağını ima etti. "Benim ağzım hep gevşek ve aklım da hiçbir zaman çalışmıyor, o zaman ne yapacağım?" Kahkaha atarak viski şişesini masanın üzerine bıraktı. İçmeyi düşünmüyordu. James'in o öfke saçan seksi halini ayık kafayla görmeliydi. Hazel, James gelene kadar faydalı bir şey yapmayı düşündü ancak seçeneklerin hepsi çok sıkıcıydı. O yüzden onu eğlendirecek bir şey aradı gözleri ancak herhangi bir potansiyel göremedi. O yüzden twerk atma çalışması yapmaya karar verdi. Twerk skillerini geliştirmek istiyordu ne zamandır. Telefonu gittiği için ne yazık ki oyun oynayamayacaktı bir süre.
Image
User avatar
V
American Gods
American Gods
Posts: 72
Joined: 24 May 2024, 23:53

Reina, dinlediği şeylere karşılık bir tepki vermemişti. Zaten ondan hemen bir tepki beklemiyordum. Böyle olması daha iyi olacaktı, düşünecek, tartacak, benim kim olduğumu öğrenecek ve adımlarını ona göre atacaktı. Reddedeceği bir teklif verdiğimi zannetmiyordum ama hayalleri bambaşka noktada olabilirdi. Bunun için onu suçlayamazdım. Odadan çıktığımda, kadını düşünceleri ile baş başa bırakmıştım. Bundan sonra, yapılacak her şey onun kararıydı, onun adımları olacaktı. Benim yükselişimle birlikte mi ilerleyecekti, yoksa sadece boş nefes alan bir beden mi olacaktı, bilmiyorum.

İki görevli koridorda bana eşlik ederken, John telefonumu açmıştı. Bana küçük bir sapma olduğunu, Hazel ve Robert’ın bir temasla görüştüğünü söylüyordu. Cole da onlarla birlikteydi. Görüşme temiz başlamış ancak taraflar birbirini yanlış anlamış. Hazel’ın olduğu bir ortamda bunun olmasına şaşırmamıştım bile. Silah çekilmiş, Robert gücünü kullanmış, yerel polis peşlerine takılmış ve Hazel onları atlatmayı başarmış. John yolda yakalamış, takip eden araçları kesmiş. En azından, akıllı bir hareket yaparak Wild Panda’dan uzak durmayı başarmışlar. Bu kısma seviniyorum işte, arada bir düzgün hareketleri oluyor. Ancak beni endişelendiren, Everglades tarafında güvenli sayılabilecek, adını hiç duymadığım Lorna Vale diye birinin yanına gitmiş olmaları. Üstelik bu kişinin bir kaçakçılık geçmişi var, bölgeyi biliyor. James’i aramaları iyiye işaretti, ekipte en yere sağlam basan kişi oydu muhtemelen.

Ben daha bir şey diyemeden, kimsenin ağır yaralı olmadığını, Cole’un fazla konuştuğunu, Robert’ın kendini suçladığını ve Hazel’ınsa bildiğimiz şekilde olduğunu söylüyordu. Görüşme hala açıkken Akira’nın odasına girmiştim. Odada birkaç figürün yeri değişmişti, belli ki bir şeylerin değiştiği görülüyordu. Bana ile işleri mi diye sorduğunda kafamla onay vermiştim. Bekleyeceğini söylüyordu, birkaç sorusuna cevap vermeden önce telefonda John’a seslendim. “John. Küçükken, sana şeker vereceğim, arabamda şeker var diyen kişilerin aracına biner miydiniz? Bu soru sadece sana değil, şuan orada bulunan hepinize. Hatta bekle, hoparlöre al ve kapatma.” dedikten sonra telefonu sessize aldım. “Sadakatin getirdiği şeyleri aldım. Daha fazla soru mu, bilemem. Ancak kafasında sorular olmayan adamdan bir şey beklemem. Bu yüzden kafam zaten sorularla doluyken, ben sadakatin getirdiği bilgileri aldım. Demiştim, güzellik, tehdit veya kurnazlık, bunlar önemli değil. Sadakate önem veririm.” Akira’nın karşısında ayağa kalktım. “Kurosawa Akira. Derdimi öğrendin. Bana derman olacak mısın, bunun cevabını senden bekleyeceğim. Ailemin acil bir durumu olduğu için, oraya dönmem gerek. Senden haber bekliyor olacağım. Şimdi, benim sadakatimin sırası. Ailemin acil bir durumu varken, burada pazarlık etmem mümkün değil.”

Yerimden kalktığımda, çıkışa kadar telefonun mikrofonunu açmadım. Mikrofonu açtığımda ise, derin bir nefes vermekle başladım konuşmaya. “John. Cole. Robert. Hazel.” hepsinin ismini bütün ciddiyetimle tek tek saydım. Kısa bir süre bekledikten sonra tekrardan konuşmaya başladım. “Yanınıza geliyorum. Hükümet peşimizde durumunun ciddiyeti hakkında fikir sahibi misiniz tam anlamadım. Hepinizi oradan çıkaracağım. John, hoparlörü kapat.” Derin bir nefes ile birlikte, alnımı parmaklarımla ovmaya başladım. “John. Hazel’a göz kulak ol. Sen ne demek istediğimi anladın.” Telefonu kapattıktan sonra, hızla Elizabeth’i aradım. Polis kayıtlarına büyük bir ihtiyacım vardı. “Lorna Vale. Kim olduğunu öğrenmem gerek. Araştır ve hemen geri ara.” Elizabeth’le olan telefonu da kapattığımda, motoruma atladım. Hızlı bir şekilde Everglades tarafına gitmem gerekiyordu. Hemde hemen.
Image
User avatar
GM - Veil
Admin
Admin
Posts: 95
Joined: 30 Oct 2023, 23:23

Synapse: Tekne tamirhanesinin içine yerleştiğinizde, ilk birkaç dakika herkes kendi telaşına dağılıyor. John girişlere göz atıyor, Robert arabada yaptıklarını düşünüp duruyor, Cole ise timsahların kendi aralarında bir hiyerarşi kurup kurmadığına dair hiçbir yere varmayan teorisini sürdürüyor. Sen bunların hiçbirini eğlenceli bulmayınca, yerin ortasındaki geniş ve nispeten temiz alanı kendine ayırıp twerk çalışmana başlıyorsun. Tavandan sarkan zincirler, duvarlara yaslanmış pervaneler ve yarı sökülmüş tekne motorlarının arasında ortaya çıkan manzara o kadar alakasız ki John birkaç kez dönüp sana bakmamak için kendini zorluyor. Lorna ise aynı çabayı göstermiyor. Masanın kenarına yaslanmış, sigarasını ağır ağır içerken seni açıkça izliyor, bakışlarında ne şaşkınlık ne de ayıplama var. Daha çok hareketlerini ölçüyor, nerede dengenin bozulduğunu ve ne zaman gösteriş için ritmi abarttığını fark ediyor gibi. Cole, Robert’a dönüp insan bedeninin timsaha kıyasla twerk konusunda biyolojik üstünlüğü bulunup bulunmadığını sorduğunda Robert yüzünü ellerinin arasına gömüyor. "Ben bilimsel yaklaşıyorum. Kuyruk denge sağlar. Teorik olarak timsahlar bu konuda bizden daha iyi olabilir." Robert buna karşılık vermeye hazırlanırken John’un telefonu çalıyor. Ekrandaki ismi gören herkes susuyor, John da aramayı açıp telefonu hoparlöre alıyor.

V’nin sesi önce çocukken yabancıların arabasına binip binmediklerini sorguluyor, ardından isimlerinizi tek tek sayarak oraya gelmekte olduğunu bildiriyor. John’un yüzü, telefon konuşması ilerledikçe daha ciddi bir hal alıyor. Cole bakışlarını kaçırıyor, Robert omuzlarını biraz daha düşürüyor, senin twerk çalışman bile birkaç saniyeliğine askıya alınıyor. V, John’a bir şeyler söyledikten sonra John sana doğru bakıp dudaklarını sıkıyor. Telefon kapandıktan sonra söyleyecek çok şeyi olduğu belli ama nereden başlayacağını bulamıyor. "Patron kızdı biraz. Buraya geliyor. Of Hazel ya, telefonunu aldık, şimdi de ortamda twerk atıyorsun." Cole hemen araya giriyor. "Ben şahsen bunun stres yönetimi olduğunu düşünüyorum." Robert da istemeden başını sallayınca John ikisine sert bir bakış atıyor. "İkiniz de yardım etmiyorsunuz." Lorna bu konuşmalar boyunca sigarasını söndürüyor, masanın üstündeki küçük viski şişesini parmakları arasında çevirerek seni izlemeyi sürdürüyor. Sonunda ağır adımlarla yanına geliyor ve çalışmanı kesmeni istemek yerine birkaç adım ötende durup ritmi takip ediyor.

"Kalçayı fazla savuruyorsun. Gösterişli duruyor ama kontrolü belinden değil, dizlerinden kurman lazım." diyor, sanki yıllardır insanlara dans dersi veriyormuş kadar rahat. Sana yaklaşırken yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluşuyor. "Gerçi senin derdin düzgün yapmak değil. Odadaki herkesin sana bakmasını istiyorsun. Çocukluğundan kalma bir alışkanlık olabilir." John hemen başını çevirip kadına daha dikkatli bakıyor. Lorna bunu fark etse de açıklamasına devam ediyor. "Kuzey Karolina. Sıradan, muhafazakar, Hıristiyan bir aile. Senden dört yaş büyük bir ağabey, iki yaş büyük bir abla. Evin en küçüğü olduğun için herkes seni el üstünde tutmuş. Şımartılmışsın. Sonra büyüyünce dünyanın da aynı düzenle çalışmasını beklemişsin." Bu bilgileri rastgele bir tahmin yapar gibi söylemiyor. İsim vermese de aile geçmişine, doğum sırasına ve yetiştiğin çevreye ulaşmış olması, seni yalnızca birkaç dakika içinde araştırmadığını gösteriyor. John’un şüphesi iyice belirginleşiyor. "Bunları nereden biliyorsun?" Lorna gözlerini senden ayırmadan cevap veriyor. "İnsanları sakladığım yere kabul etmeden önce kim olduklarına bakarım. Hele peşlerinde hükümet, silahlı adamlar ve öfkeli bir doktor varsa daha dikkatli bakarım."

Lorna bir adım daha yaklaşıyor. Aranızdaki mesafe, konuşmanın gerektirdiğinden daha fazla daralıyor, viski şişesini omzunun hizasına kaldırıp sonra yeniden masaya bırakıyor. "Şımartılmış en küçük çocukların iki türü vardır. Bazıları ilgi kesilince dağılır. Bazıları da ilgiyi geri almak için bütün odayı ateşe verir. Sen ikinci türsün." Bakışları yüzünden başlayıp hareketlerini incelediği yere kadar kısa bir yol çiziyor, sonra yeniden gözlerine dönüyor. "Sana kural koyarsam sırf beni sinirlendirmek için çiğnersin. Yasaklarsam daha çok istersin. Ama doğru şekilde yönlendirilirsen..." Cümlesini tamamlamadan elini beline yaklaştırıyor, dokunup dokunmamak arasında bilinçli biçimde duruyor. "Belki de sandığından daha uslu olabilirsin." Gülümsemesi biraz daha ağırlaşıyor. "Twerk işine gelince, gerçekten öğrenmek istiyorsan sana gösterebilirim. Fakat ders verirken dikkatim dağılmaz. Seninki dağılırsa sorumluluğunu almam." Arkada Cole, Robert’a son derece ciddi bir ifadeyle fısıldıyor. "Bu artık dans dersi değil, değil mi?" John ise bir yandan V’nin gelişini bekliyor, bir yandan Lorna’nın seni ne kadar hızlı çözmüş olabileceğini tartıyor. Senin önünde birkaç seçenek beliriyor, Lorna’nın laflarına karşılık verebilir, seni nasıl araştırdığını daha ciddi biçimde sorgulayabilir, twerk dersini kabul ederek sınırlarını deneyebilir ya da John’un yanına dönüp V gelmeden önce bu kadının ne kadar güvenilir olduğunu birlikte çözmeye çalışabilirsin.

V: Motorun Everglades tarafına doğru ilerlerken Elizabeth geri dönüyor. Telefonu kaskın içindeki sisteme bağladığında, onun sesi rüzgar ve motor gürültüsünün arasından net biçimde geliyor. "Lorna Vale adı temiz değil ama kirli olduğu yerler de alıştığımız türden değil. Tam adı Lorna Mae Vale. Resmi kayıtlarda tekne tamircisi, tur rehberi ve hurda işletmecisi olarak görünüyor. Üç farklı şirketi var, Vale Salvage, Cypress Passage Tours ve Mangrove Cold Storage. İlk ikisi hala aktif, üçüncüsü beş yıl önce kapanmış görünüyor ama arazi kayıtları düzenli biçimde el değiştiriyor. Büyük ihtimalle kaçakçılık rotalarını ve güvenli evleri saklamak için kullanıyor." Elizabeth birkaç saniye durup yeni bir dosya açıyor. "Yirmili yaşlarının başında körfez boyunca tekne kullanmış. Sonra insan, silah ve uyuşturucu taşıyan gruplarla çalışmaya başlamış. Ancak insan ticareti yapan iki yapıyla çatıştığına dair kapatılmış dosyalar var. Birinde taşıdığı kişileri teslim etmek yerine ortadan kaybolmuş, diğerinde ise kaçakçıların teknesi bataklıkta yanmış. Kanıt bulunmamış. Şehir polisi onu suçlu görüyor, bazı federal birimler muhbir olarak kullanmış, bölgedeki kayıp insanlar ise onu kurtarıcı diye anlatıyor. Kimin hikayesine inanacağına bağlı."

Elizabeth’in anlattıkları devam ettikçe çevrendeki şehir ışıkları tamamen kayboluyor. Yol daha karanlık ve dar hale geliyor, asfaltın iki yanında su birikintileri, sazlıklar ve devrilmiş tabelalar beliriyor. "Vale’in eski bir federal bağlantısı da var. Kendisine atanmış görevlinin adı kayıtlardan silinmiş. Adam sekiz yıl önce kaybolmuş, cesedi bulunmamış. O tarihten sonra Lorna hiçbir kurumla doğrudan çalışmamış. Bölgede kendi ağı var, eski mahkumlar, motor ustaları, hava botu sürücüleri, kaçak avcılar ve resmi kayıtlarda ölü görünen birkaç kişi. İnsanları saklıyor ama herkesi değil. Kendi ahlakına göre karar veriyor. Birini korumaya aldıysa polise teslim etmiyor, ancak yalan söylediğini anlarsa bataklığın ortasında bırakmaktan da çekinmiyor." Elizabeth, John’un verdiği yaklaşık bölgeyle Lorna’ya bağlı mülkleri karşılaştırıyor. "Sizin ekip muhtemelen eski Barlow airboat sahasının altında. Arazi görünürde başka birine ait ama vergileri Vale Salvage ödüyor. Oraya doğrudan girilen yol güvenli değil. Bölgedeki yerel gruplar yabancı araçları durduruyor. Lorna’nın adamları olabilirler, olmayabilirler de. Bazıları yalnızca bataklıktan geçen herkesten pay alan haydutlar."

Motorun ön farı, yolun üstüne çökmüş nemli havayı yararken telefonuna bir bildirim düşüyor. Elizabeth konuşmasını hızlandırıyor. "GPS bilgisini gönderiyorum. Son iki kilometrede ana yoldan çıkma, haritada görünmeyen bir servis geçidi var. Konum sana ulaştı. Bir şey daha... Lorna’nın senin kim olduğunu öğrenmiş olma ihtimali yüksek. O kadın hazırlıksız misafir kabul etmez." Telefon kapanıyor. Haritadaki işaret seni dar bir toprak yola yönlendiriyor. Motor birkaç dakika boyunca çamur, kırık tahta parçaları ve su birikintilerinin arasından ilerliyor. Tam hedefin bulunduğu bölgeye yaklaşırken önündeki yolun ortasında sarı ışıklı eski bir kamyonet beliriyor. Arkanda da iki motosikletin farları yanıyor. Yavaşlamak zorunda kaldığın anda sazlıkların arasından insanlar çıkmaya başlıyor. Altı kişi. Üzerlerindeki kıyafetler yıllardır su, yağ ve ter görmüş gibi. Birinin kolsuz gömleğinin altından pis sargılar taşıyor, diğerinin boynunda timsah dişlerinden yapılmış bir kolye var. Yüzünün yarısı dövmeli olan kel adamın elinde kesilmiş namlulu bir av tüfeği, tek gözü süt beyazı olan zayıf adamın belinde paslı bir pala bulunuyor. Diğerleri zincir, levye ve tabancalar taşıyor. Hiçbiri silahını saklama ihtiyacı duymuyor.

Kamyonetin önünde duran iri adam yere tükürüyor, ardından motoruna doğru birkaç adım atıyor. Dişlerinin arasında koyu renkli bir şey çiğniyor, konuşurken ağzının kenarından kahverengi salya akıyor. "Bu gece bataklığımıza takım elbiseyle gelen ikinci dangalak sensin. Ya çok cesursun ya da kafanı sikmişler." Yanındaki tek gözlü adam kahkaha atıp motorun arkasına doğru dolanıyor. "Şuna bak, şehirden gelmiş yakışıklı piç. Kaybolan karısını mı arıyor, yoksa Lorna’nın eteğinin altına mı girmeye geldi?" Başka biri motorun aynasına parmaklarını sürüyor ve seni açıkça kışkırtmak için yüzüne doğru eğiliyor. "Buraya neden geldiğini söyle, amına koyduğumun takım elbiselisi. Vale’i mi arıyorsun? Borcun mu var? Yoksa şu önden kaçan ucubelerin babası mısın?" Etrafındaki çember yavaşça daralıyor. İri adam tüfeğin namlusunu yere doğru tutsa da parmağı tetikte duruyor. "Motoru kapat. Ellerini görebileceğimiz yerde tut. Sonra bize kim olduğunu, buraya kimin izniyle girdiğini ve Lorna’yla ne işin olduğunu anlat. Cevabını beğenmezsek motoru alırız. Seni de timsahların gece yemeğine bırakırız." İçlerinden biri arkanızdaki yolu kapatmak için motosikletini yana çekiyor, bir diğeri ise elini motorunun gidonuna uzatıyor. Lorna’nın saklandığı yer artık çok yakın, ancak önündeki bu grup seni içeri almak yerine sınırlarını görmek istiyor gibi davranıyor.
User avatar
Synapse
American Gods
American Gods
Posts: 69
Joined: 25 May 2024, 01:52

Twerk gösterisi Lorna'nın ilgisini çekince götünü ona doğru daha bir aşk ve şevkle sallamaya başladı Hazel. Cole tam timsahların daha iyi twerk atabileceği gibi saçma bir şeyler iddia ederken John'u telefondan patron arayınca Hazel hemen durup onun dibine girdi. V'nin monoton ama pasif agresif ses tonu hoparlörün açılması ile birlikte tüm alana dolmuştu. Sadece olanlardan ötürü değil, Lorna'ya güvenip onun yanına gittikleri için de kızıyordu. "Oyşh." Hazel tabi ki de buna daha da azdı. "Patron bizi cezalandıracak aşkom bırak twerk atayım bunu hayal ederken." dedi oflayıp puflayan John'a karşı. Twerk atmasının şu anda kimseye bir zararı yoktu. "Ayyy canım aşkım bitanem patronum beni kırbaçlasa keşkeeeee~ Sonuçta her şey benim başımın altından çıktı. En suçlu benim." John'a döndü. "Şşş bana bak, tüm suçu benim üzerime at. Korumaya filan çalışma beni sakın. İstiyorum tamam mı? Böyle daha heyecan verici oluyor."

Lorna meraklı gözlerle yanına yaklaşıp twerk ritmini takip ediyordu. Sonra da bilmiş bilmiş tekniğini eleştirmişti. "Çok biliyon sen." diye alaya aldı onu Hazel. Sonra Lorna karısı bir anda tüm sırlarını ifşa etti. Evin küçük şımarık bebesi olduğu ve baskıcı Hristiyan ailesi yüzünden böyle ilgi çekmeye, ortamdaki herkes onu konuşsun diye uğraşıyor diyordu. Hazel buna cevap vermedi. Ne onayladı ne de reddetti. Çünkü tam olarak doğru olmasa bile içinde bir miktar doğruluk payı vardı. Hazel ilgi çekmeyi sevmiyor değildi. Seviyordu elbet. Ancak davranışlarının sebebi ilgi çekmek değildi. Onun gibi muazzam şekilde oluşmuş ve Tanrı olmak için dünyaya gelmiş ulvi bir varlığa hayran olmamak bu zavallı ölümlülerin elinde değildi bir defa. "Ben ilgi çekmeye uğraşmam hatun, ilgi beni çeker. Kapişşşş." Kadına göz kırptı. Eğleniyor oluşu vardı faktörler arasında. Ah hem de nasıl seviyordu eğlenmeyi! O dopamin salgısına ihtiyacı vardı yoksa hayat çekilmez oluyordu. Her şey bir oyundu eninde sonunda.

Lorna yanına yaklaşıp ona kural koyarsa çiğneyeceğini, yasakları sırf delirtmek için görmezden geleceğini söylediğinde başını salladı. "Tam on ikiden." Bu sefer çok doğru konuşmuştu gerçekten. Elini beline yaklaştırınca Hazel'ın kalbi hopladı bir anda. Onu yönlendirirse uslu olacağını falan söyleyince Hazel az önceden çok daha ıslandı. "MOMMY!" Heyecanlı sesi odada yankılandı. "Beni azdırmaya mı çalışıyorsun?" Kadın twerkten falan bahsedince saçlarını geriye attı. "Siktir et şimdi twerk atmayı, çok heyecanlandırıcı şeyler söyledin az önce. Hadi hadi gel belime dokun. Twerk değil tango yapalım seninle. Memelerini elleyebilir miyim?" Hazel heyecanla yerinde kıpırdandı. "Hav hav! Mommy! Hadi eğit beni! Beni uslu bir kıza dönüştür!" Sonra bir anda aklına bir şey gelmiş gibi duraksadı. "Bir dakika..." Bakışları Lorna ve John arasında gidip geldi. "Madem hepimiz hakkında her şeyi biliyorsun o zaman söyle..." Parmağı ile John'u işaret etti. "...John'un pipisi kaç santim?"
Image
User avatar
V
American Gods
American Gods
Posts: 72
Joined: 24 May 2024, 23:53

Lorna Vale, temiz bir isim olmaması beni şaşırtmamıştı. Özellikle bizimkilerin çektiği bela türünü düşündüğümde, zaten temiz olmasını da beklemiyordum. Tam adı Lorna Mae Vale olan bu kadın, resmi kayıtlarda tekne tamircisi, tur rehberi ve hurda işletmecisi olarak gözüküyordu. Güzel bir paravan şirketler kurmuştu kendisine. İnsan, silah ve uyuşturucu taşıyan gruplarla çalışarak bu karanlık işlerin içerisine girmişti. Ancak beni kıllandıran şey federal birimlerin muhbir olarak kullanmış olmasıydı. Eski bir federal bağlantısı vardı, kendisine atanmış görevlinin adı kayıtlardan silinmişti. Sekiz yıl önce kaybolmuştu, cesedi bile bulunmamıştı. O günden sonra da Lorna hiçbir kurumla doğrudan çalışmamıştı. Bölgede kendi ağı vardı, eski mahkumlar, motor ustaları, hava botu sürücüleri, kaçak avcılar ve resmi kayıtlarda ölü olan birkaç kişi. Herkesi olmasa da, insanları saklıyordu, kendi ahlakına göre karar veriyordu. Birini korumaya aldıysa polise teslim etmiyor, ancak yalan söylediğini öğrenirse onu bataklığın ortasına gömüyordu. Benim ekipse, muhtemelen Barlow airboat sahasının altındaydı. Elizabeth bana GPS bilgilerini yolladıktan sonra, sağ elimle motorumun gazını iyice açarak karanlığı yara yara ilerlemeye başlamıştım.

Ancak yolun ortasında sarı ışıklı eski bir kamyonet belirdiğinde işler değişmişti. Arkamda da iki motosikletin farları yanmış, altı kişi beni kıstırmışlardı. Hiçbiri silahını saklamıyordu, gözümü korkutabileceklerini sanıyorlardı. Kamyonetin önündeki yere tükürmüş, ardından buraya gelen ikinci takım elbiseli olduğumu söylüyordu. Önden kaçan ucubeler diyen adamın, o kelimeler ağzından çıktığı andan itibaren gözlerinin içine kitlenmiş ve gülümsemeye başlamıştım. “Lorna’yla ne işim mi var?” Üstümü başımı düzeltirken, derin bir nefes alıp, tekrardan ucube diyen adamın gözlerine bakmaya başladım. “Onu sikmeye geldim. Canım çok sıkkın.” Gülümsememi arttırdıktan sonra, gözlerinin içine baktığım o adamın üzerine, bacaklarıma %5 güç vererek fırladım. Tüm hızımla, aldığım bu güç ve momentumla kafasını parçalayacak bir yumruk sallayacağım. Kollarıma da %10 güç aktarımı yaptıktan sonra, bu ucubelerin hepsinin kafasını patlatacağım. Ama öncelikle şimdilik ilk hedefim, bu ucube diyen adam. Onun üzerine uçacağım.
Image
User avatar
GM - Veil
Admin
Admin
Posts: 95
Joined: 30 Oct 2023, 23:23

Synapse: Lorna, verdiğin cevabın ardından birkaç saniye boyunca yüzüne bakıyor. Başta gözlerindeki o hafif eğlenceyi koruyor, beline dokunmasını istemeni, kendisine "mommy" diye seslenmeni ve John üzerinden sorduğun son soruyu dinliyor. Fakat bir noktada bu tavırların, onun az önce söylediklerini ciddiye almamak için kurduğun başka bir oyun olduğuna karar veriyor. Yakınındaki eli daha sana değmeden geri çekiliyor. Yüzündeki gülümseme kaybolurken viski şişesini masadan alıp kapağını kapatıyor. "Zaman kaybı. Bir an ciddisin sanmıştım." diyerek senden uzaklaşıyor. Ne sesini yükseltiyor ne de arkasına dönüp yeni bir laf yetiştiriyor, ilgisini kestiğini göstermek için seni tamamen ortamın dışında bırakması yetiyor. Sonra gözleri Cole ve Robert’a kayıyor. İkisi hala timsahların dans kabiliyetleri hakkında konuşmaya çalışırken Lorna parmağıyla önlerindeki zemini işaret ediyor. "Siz ikiniz de ya şu motor parçalarını girişten çekin ya da dışarı çıkıp takipçi var mı diye bakın. Bu sığınakta boş boş konuşan insanlara yer ayırmıyorum." Cole bir şey söylemek için ağzını açıyor, Lorna’nın bakışıyla karşılaşınca vazgeçip ağır bir pervaneyi kaldırmaya yöneliyor. Robert da tek kelime etmeden ona yardım ediyor. Birkaç saniye önce bilimsel araştırma gibi savundukları tartışma, ikisinin de gerçekten iş yapmaya başlamasıyla aniden sona eriyor.

Lorna senden uzaklaşıp suya açılan gizli kapağı ve arka girişteki kilitleri kontrol etmeye başladığında John bir süre onu izliyor. Ardından yanına geliyor ve kolundan hafifçe tutarak seni diğerlerinden birkaç metre uzağa, yarı sökülmüş airboat’un arkasına çekiyor. Yüzünde hem kızgınlık hem de doğru kelimeleri seçmeye çalışan birinin sabrı var. "Konuşmamız lazım." diyor, sesini Lorna’nın duyamayacağı kadar alçaltarak. Önce senin şakaya vuracağından emin olmak ister gibi bekliyor, sonra telefonunu cebinden çıkarıp ekranı gösteriyor. "Elizabeth aradı. Patron bize doğru geliyormuş. Lorna hakkında araştırma yaptırmış ve buranın yaklaşık yerini öğrenmiş. Yani her an..." Cümlesi tamamlanamıyor. Hemen yanınızdaki duvardan kuru bir çatlama sesi geliyor. Önce sıvanın üstünde parmak kalınlığında küçük bir kırık oluşuyor. Ardından çatlak yukarı ve aşağı doğru hızla uzuyor. John refleksle önüne geçip bir kolunu sana doğru açarken duvarın arkasından ağır bir darbe duyuluyor.

İkinci darbede duvar içeri doğru patlıyor. Tahta kirişler kırılıyor, paslı metal levhalar kopuyor, toz ve yalıtım parçaları bütün tamirhaneye savruluyor. Bir adam, arkasından görünmez bir top mermisi vurmuş gibi açılan delikten içeri uçuyor. Gövdesi önce çalışma masasının kenarına çarpıyor, ardından yerdeki zincirlerin ve motor parçalarının arasına yuvarlanıyor. Yüzü kan içinde, kıyafetleri çamur ve bataklık suyuyla kaplı, sağ kolu omzundan itibaren doğal olmayan bir açıyla duruyor. Bilincini kaybetmeden önce boğazından boğuk bir inilti çıkarıyor. John, duvardaki deliğe bakarken parmaklarının çevresinde elektrik kıvılcımları beliriyor. Lorna ise bulunduğu yerden hızla dönüyor. Tamirhanedeki herkes aynı anda sessizleşirken, dışarıdan ağır ve sakin adımların kırılmış duvara doğru yaklaştığını duyuyorsun.

V: Ucubelerden söz eden adamın yüzündeki gülümseme, üzerine fırladığın anda siliniyor. Bacaklarına aktardığın güç seni çamurlu zeminin üzerinden tek hamlede söküp alıyor, aranızdaki mesafe o daha tüfeğini kaldırmayı düşünürken kapanıyor. Yumruğun yüzüne ulaştığında başı geriye savrulmakla kalmıyor, bütün bedeni kamyonetin önüne doğru fırlıyor. Metal kaporta içeri göçüyor, ön cam örümcek ağı gibi çatlıyor ve adam hareket etmeden kaputun üstünde kalıyor. Diğerleri, ne gördüklerini anlamalarına yetecek zamanı bile bulamıyor. Arkandan yaklaşan motosikletliyi omzundan yakalayıp kendi hızını kullanarak yere çarpıyorsun, motoru birkaç metre boyunca sürüklenirken kıvılcımlar çıkarıyor. Palalı adam sana doğru savurduğu darbeyi tamamlayamadan bileğini kavrıyor, kolunu yana çevirip onu yanındaki arkadaşının üstüne fırlatıyorsun. Av tüfeği patladığında saçmalar bulunduğun yeri değil, bir an önce durduğun boşluğu deliyor. Silahın namlusunu tutup yukarı büktüğünde metal eziliyor, dipçiği alan adamın göğsüne kendi silahıyla vurup onu kamyonetin açık kapısından içeri gönderiyorsun.

Çatışma birkaç saniyeden uzun sürmüyor. Zincir taşıyan adamı savurduğu silahla birlikte yakalayıp kendi arkadaşlarının arasına çekiyor, ardından zincirin boşta kalan bölümünü kamyonetin aksına doluyorsun. Kaçmaya çalışan iki kişi aynı anda yere kapaklanıyor. Yüzünün yarısı dövmeli kel adam tabancasını çıkarıp peş peşe ateş ediyor, mermiler takım elbiseni sıyırırken sen yürümeyi bile bırakmıyorsun. Yanına ulaştığında silahını bileğinden alıp parçaları avucundan dökülecek kadar sıkıyorsun, ardından adamı çenesinden yakalayıp çamura gömüyorsun. Etrafındaki küfürler ve tehditler kısa sürede yerini inlemelere bırakıyor. Hayatta ve konuşabilecek durumda bıraktığın tek kişi, boynunda timsah dişlerinden yapılmış kolye taşıyan zayıf adam oluyor. Onu yakasından kaldırdığında ayakları yere tam basmıyor. "Bırak lan beni! Yeter amına koyayım bırak gideyim işte!" diye bağırıyor. Cevabını beklemeden adamı karargahın olduğunu düşündüğün yere doğru sürüklemeye başlıyorsun. Adamı binanın duvarının önüne kadar götürüyorsun. Yakasını ve kemerini kavrayıp bütün bedenini kaldırıyor, birkaç adım geri çekildikten sonra duvara doğru fırlatıyorsun. Adam çürümüş tahta ve metal kaplamaya çarptığı anda duvar içeri göçüyor, parçalar havaya savrulurken sen oluşan açıklığa doğru yürümeye başlıyorsun.

-

Toz henüz yere inmeden Lorna, tamirhanenin arka tarafından kırılan duvara doğru geliyor. Adamlarının ya da sakladığı insanların peşine düşen sıradan bir tehdit görmeyi beklerken açıklığın önünde seni görünce adımları sertleşiyor. Yerde yatan hayduta, parçalanan duvara ve ardından takım elbisene bakıyor. Yüzündeki ifade bir an şaşkınlık taşısa da hemen öfkeye dönüşüyor. "Sen kafayı mı yedin? Burası yol kenarında dağıtabileceğin bir baraka değil! İçeride insanların olduğunu bilmeden duvara adam mı fırlatıyorsun?" diye bağırıyor. Ceketinin sağ tarafını geriye atıp belindeki deri kılıftan kısa namlulu bir revolver çıkarıyor. Silah, mat siyah kaplamalı bir Smith & Wesson Model 629, dört inçlik namlusu ve iri .44 Magnum gövdesi, Lorna’nın ellerinde alışkanlıkla taşınan bir alet gibi duruyor. Horozunu başparmağıyla geri çekip namluyu doğrudan göğsüne doğrultuyor. "Motorunu burada bırakıp içeri dalmadan önce bana kim olduğunu söyle. Sonra da adamlarımı öldürüp evimi yıkmanın nasıl iyi bir fikir olduğunu açıklarsın. Yanlış cevap verirsen o takım elbiseyi arkandan delip geçerim."

John, aranızdaki mesafeye girmenin ne kadar kötü bir fikir olduğunu bilmesine rağmen harekete geçiyor. Sana doğru yaklaşırken ellerini açık tutuyor, parmaklarının çevresindeki elektrik henüz saldırıya dönüşmeden ince çizgiler halinde dolaşıyor. "Patron, dur. Lorna bize yardım etti. Takipçilerden sakladı, yerimizi kimseye vermedi. Buradaki adamların onunla bağlantısı var mı bilmiyoruz ama içeride biz vardık." diyor. Ardından Lorna’ya dönüyor, sesini yükseltmeden silahı indirmesini sağlamaya çalışıyor. "Sen de tetiği çekme. Bu Vincent Bentley. Buraya bizi almaya geldi. Duvar meselesini ve yerdeki adamı biraz sonra çözeriz. Önce herkes silahını ve gücünü indirsin." Lorna’nın revolveri bir milim bile aşağı inmiyor. Gözleri önce John’a, sonra sana dönüyor. "Beni ilgilendiren adı değil. Buraya giriş şekli. Bu bataklıkta benim korumam altındaki bir yere böyle giren adam ya aptaldır ya da kendini kurşundan üstün sanıyordur." John nefesini tutup sana bakıyor, yüzünde senden sakin kalmanı rica eden, ama buna pek ihtimal vermeyen bir ifade var.

Robert, yıkılan duvarın ardından sizi gördüğünde olduğu yerde donuyor. Ardından yavaşça Cole’a doğru dönüyor, sanki birazdan yaşanacak felakete birlikte bir çözüm bulabilecekleri tek kişi oymuş gibi. "İşte şimdi sıçtık, ne yapacağız..." diye fısıldarken cümlesinin devamı gelmiyor. Yanında durması gereken yere bakıyor. Birkaç saniye önce motor parçalarının başında olan Cole ortada yok. Ne arka kapıda, ne gizli geçidin yanında, ne de yarı sökülmüş airboat’un arkasında görünüyor. Zeminde yalnızca kıyafetinden düşmüş olabilecek küçük sarı bir iplik parçası ve suya açılan kapağın yanında belli belirsiz bir iz kalmış. Robert gözlerini büyütüp etrafa bakarken Lorna’nın silahı hala sana doğrultulmuş, John ikinizin arasında durmuş ve tamirhanedeki herkes ilk yanlış harekette ne olacağını beklemeye başlamış durumda.
User avatar
V
American Gods
American Gods
Posts: 72
Joined: 24 May 2024, 23:53

Ucubelerin suratındaki gülümseme, önlerine fırladığım anda silinmişti. Bir anda yanlarına ulaşmış, daha tüfeklerini kaldıramadan yumruğu suratına basıp kamyonetin önüne fırlatmıştım. Kaputun üstüne bir sümük parçası gibi yapışmıştıktan sonra, diğerlerine yöneldim. Daha ne olduğunu anlayacak vakitleri bile yokken, onların üzerine gecenin karanlığı gibi çökmüştüm. Birkaç saniye, bu çatışma için yeterli kalmıştı. Yüzünün yarısı dövme olan adam kurşunları üzerime yağdırmaya devam ederken, sadece yürümeye devam ettim. Adamı çenesinden tutup çamura bastığımda, bütün o erkekliği ellerimin arasında bitmişti. Boynunda timsah dişlerinden yapılmış kolye taşıyan zayıf adamsa, onu bırakmam için yalvarıyordu. Az önce beni tehdit eden bu adamlardan bir tanesi, bırakmam için yalvarıyordu. Karargahın olduğu yere doğru adamı sürükledikten sonra, onu duvara doğru fırlatmış ve duvarda bir delik açmıştım. Kendi kapımı kendim açıyordum artık. Açılan bu deliğe doğru yürümeye başladığımda, Lorna tamirhanenin arka tarafından duvara doğru gelmişti. Beni gördüğü anda sertleşen adımlarına karşılık nötr bir şekilde bakmakla yetinmiştim.

Bana buranın yol kenarında dağıtabileceğim bir baraka olmadığını söylüyordu. Ceketinin sağ tarafını geriye atıp, belinden bir revolver çıkarmıştı. Bu aleti oldukça sık kullanıyor olmalıydı, zira bir alışkanlığı varmış gibi duruyordu. Horozunu çektikten sonra namluyu göğsüme doğrultup, yanlış bir cevap verirsem takım elbisemi delmekle tehdit ediyordu. John, aramıza girmenin kötü bir fikir olduğunu düşünsene de harekete geçmişti, ellerindeki elektrik saldırıya dönüşmeden ince çizgiler halinde dolanıyordu. Bana, Lorna’nın onlara yardım ettiğini, takipçilerinden sakladığını, yerini kimseye vermediğini söylüyordu. Sonrasında da Lorna’ya dönerek tetiği çekmemesini söylüyordu. Bu çocuğa hiçbir şey öğretememiş olmalıydım. Açıklama yapmak yerine, şimdiye bana silah doğrultan birisini indirmiş olmalıydı. Lorna, buraya giriş şeklimden pek hoşlanmamıştı. Zaten kendimi kurşundan üstün görüyordum. Robert bizi gördüğünde olduğu yerde donakalmıştı.

“John, benden bunu mu öğrendin?”

Diye sordum Lorna’yı hiç umursamadan. Gözlerim çok yavaş bir şekilde John’un gözlerinin içine kaydı. “Ben, size birisi silah doğrultsaydı, aranıza geçip silahınızı indirin mi derdim? Bu çetenin varisi olarak düşündüğüm kişi, bunu mu öğrendi?” Bakışlarım her ne kadar donuk olsa da, gözlerimin içinde sertlik vardı. Artık Lorna benim için konu dışıydı, zira o benim için bir amaç olmaktan çıkmıştı. “Yeraltı büyükleriyle toplantı yapıyorum, sizi kurtarmak için canımı bile ortaya koyuyorum ve sen, benim senin için o büyüklerin masasında ortaya koyduğum cana çekilen silahı laflarınla indirmek için mi uğraşıyorsun?” Bu sefer kaşlarım çatılmıştı. John ve ekibe büyük bir ders gerekecekti. Bazı sorumlulukları almayı öğrenmeleri gerekiyordu. “Şimdiye kadar hiçbir eğlencenize karışmadım. Ne yaptıysanız, her ne kadar doğama uymasa bile sizinle eğlenmeye çalıştım. Mesela Hazel…” Sert bakışlarıma, sert bir gülüş eklendi. “Beni bir keresinde götümden vurdu. Kurşunu göt lobumdan çıkardım. Yine de eğlendim bu dikkatsizliğine. Ama bu…” Gülüşüm silindi. Bakışlarım daha da sertleşti. “Hükümet peşimizde ve size hiçbir şey olmasına izin vermeyin dedim. Siz ise, ne olduğu belirsiz, kim olduğunu bile tanımadığınız kaçakçı bir orospunun yanına sığındınız. Neden?” Gözlerimin içine sertlik daha da otururken, vücudumun etrafından siyah bir enerji salınmaya başladı. “Çünkü dikkatli değildiniz ve durumun ciddiyetini anlayamadınız.”

Gücümün %15’ini kullanarak ani bir hızla dizlerimi kırıp eğildim. Genelde silahı dümdüz doğrultmuş kişiler eğilmiş birisine karşı refleks göstermekte zorlanırlar. Eğildiğim gibi, bir anda yaydan çıkmış ok misali Lorna’nın dizlerine doğru fırladım. Dizlerinden bir tanesine bütün gücümle kafa attıktan sonra, hızla dönüş yapacak ve diğer bacağını kıracağım. Sonrasında kollarını iki yandan tutacak, dizimi Lorna’nın sırtına bastırıp kollarını omuz yerlerinden çıkaracağım. “Şimdi dersiniz başladı. Yerde duran bu kadının acısını sonlandırmanın iki yolu var. Ya öldüreceksin, ya da başka bir yol bulacaksın.” Arkamı dönüp, motoruma doğru yürümeye başladım. Motoruma bindiğimde, yine arkamı dönmeden konuşmaya başladım. “Sana tek bir tüyo vereceğim John. Senin yerinde olsaydım James’i arardım, ‘Patron bir süre buralarda olmayacakmış, acil bir toplantı yapmamız lazım’ derdim. Elimde olan her kaynağı ve beyni kullanarak, bu durumun içerisinden çıkmaya çalışırdım. Dersi geçecek misiniz, göreceğiz. Bu durumun içinden çıkın.” Bir cevap beklemeden, motorla hızla gazlamaya başladım, o sırada telefonumdan Elizabeth’i çaldırdım.

“Bizim çocukların neden birine sığındıklarını öğrenmem lazım. Bunlar tam olarak ne yaptı? Lorna onları kimden kurtardı?”

Elizabeth’ten bilgileri aldıktan sonra, James’i arayacağım. “Bir süre ortalıkta olmayacağım. Bizimkilere yol göster, belli etmeden.” dedikten sonra kapattım. Şimdi ise benim için gölgelerden izleme vakti olacak. Şimdi de, görünmeyeceğim bir yere giderek ne yapacaklarını izleyeceğim.
Image
User avatar
Synapse
American Gods
American Gods
Posts: 69
Joined: 25 May 2024, 01:52

Mommysi ciddi olmadığını düşünüp seksi kıçını dönüp gidince Hazel dudaklarını büzüştürdü. Sonra da saçlarını savurdu çünkü bu durum gerçekten de hiç umurunda değildi. O ilgisini kestiği anda Hazel'ın da ilgisi kesilmişti. Tam yeniden twerk atmaya çalışacaktı ki John'un yanına gelmesi gerekti o an. Yüzünde o kadar ciddi bir ifade vardı ki, konuşmaları gerektiğini söyleyince tabi ki de Hazel kendini tutamadı. "Yani şimdi Tanrılardan biri oldun diye ilanı aşk edebileceğini düşünüyorsun ama zamanlanma biraz kötü değil mi aşko?" John onu zerre siklemeden cebinden telefonunu çıkarıp Aşkozabeth'in aradığını, Patron'un gelmekte olduğunu söyleyince Hazel heyecanla olduğu yerde zıpladı. Onun daha sevinç çığlıkları atmasına kalmadan arkadaki duvar büyük bir gürültü ile parçalandı. John onu korumak ister gibi önüne geçip manzarasını kapatmıştı ancak korunmanın sadece seks esnasında önemli olduğuna inanan Hazel başını uzatıp duvarın arkasından ortaya çıkacak o kaslı, seksi, müthiş adamı beklemeye başladı. Of telefonu olsa kayda alırdı yaaa!!!

Patron içeriye o kadar havalı girmişti ki Hazel kalpten gideceğini düşündü. Lorna'nın adamlarından birisini parmağına yapışmış sümük gibi bir kenara fırlatmış, kaslarından yırtılan kıyafetlerini gerdire gerdire içeri adımlamıştı. Adamı gebertilince Lorna karısı tabi bir gerilmiş sinirlenmişti ama Hazel gözünü patronundan alamıyordu oyşh yerdi onu yer ham yapardı. John araya girerek tarafları sakinleştirmeyi denemişti ama Patron onu öyle bir paylamıştı ki Hazel resmen sırılsıklam ıslandı yani şıp şıp su damladı resmen! Patron fena sinirlenmişti. Onu ilk kez bu kadar ciddi görüyordu. Hazel'ın götünü yanlışlıkla kurşunlaması yeniden gündeme getirilince kikirdedi. "ISTIRIRIM O GÖTÜ!" Patron sonra çok havalı şeyler yaparak Lorna'yı sikip John'a ceza olsun diye onu öldürme görevini teslim etti. Sonra da bu işin içinden kendi başlarına çıkacakları uyarısıyla bir süre ortalıkta olmayacağını söyledi. "A-Ama..." Patron bir dakika beklemeden motoruna atlayıp gitmişti. "Patron bir süreliğine John mu yani?" Başını çevirip Robert ve Cole'a baktı. Cole'un yerinde yeller esiyordu. Korkak herif kesin fare olup kaçmıştı yine. "Eee benim kıçımı kim şaplaklayacak? Ben boşuna mı heyecanlandım bunca saat?" John'un yanına gitti. "Sen şaplakla bari. Hıncını alır gibi vurman lazım ama süt oğlanı gibi değil."
Image
User avatar
GM - Veil
Admin
Admin
Posts: 95
Joined: 30 Oct 2023, 23:23

Synapse: V’nin hareketini fark ettiğinizde artık müdahale etmek için geç kalıyorsunuz. Bir an önce dimdik duran Lorna’nın revolveri hedefteyken, sonraki anda V görüş alanından aşağı kayıp bütün ağırlığıyla dizlerinden birine çarpıyor. Kuru ve sert bir kırılma sesi tamirhanenin içinde yankılanıyor. Lorna’nın yüzü acıyla kasılırken tetiğe basıyor, fakat namludan çıkan mermi tavandaki paslı bir zinciri koparmaktan başka bir işe yaramıyor. V dönüşünü tamamlayıp diğer bacağını da ters yöne zorladığında ikinci ses ilkinden daha kötü geliyor. Lorna’nın iki ayağı da altından çekiliyor ve dizlerinin üzerine düşüyor. Revolver elinden kayıp zeminde dönerek uzaklaşıyor. Acı boğazından kopan küfürlere karışıyor, ama V ona cevap vermek yerine John’a ve geri kalanınıza dönüyor. Söylediği her şeyin ağırlığı John’un yüzüne otururken, Lorna yerde iki eliyle zemine tutunup nefes almaya çalışıyor. V dersin şartlarını ortaya koyuyor, sizi kendi kaynaklarınızla baş başa bırakıyor ve motoruna yöneliyor. Motorun sesi uzaklaşmaya başladığında Lorna arkasından bağırmayı sürdürüyor. "Geri gel lan! Evimi yıkıp bacaklarımı kırarak liderlik dersi veremezsin, psikopat herif! Bir daha bu bataklığa girersen seni kendi ellerimle suya gömerim!"

Sen, John’un arkasından gidip cezanın uygulanma biçimiyle ilgili önerilerde bulunmaya çalışırken John sonunda sana dönüyor. "Hazel, bir dur ya! Lorna, iyi misin?!" Hemen kadının yanına çömeliyor, ancak kırıkların durumunu kontrol etmek için elini uzattığında Lorna sertçe bileğini itiyor. Motor sesi tamamen kaybolana kadar bağırmaya, V’nin ailesini böyle sınayamayacağını ve duvarın parasını ayrıca alacağını söylemeye devam ediyor. Ardından birden susuyor. Yüzündeki acı kaybolmuyor ama paniğin yerini hesaplı bir sakinlik alıyor. Başını kaldırıp kırılan duvardan dışarı bakıyor, V’nin gerçekten gözden kaybolduğundan emin olduktan sonra derin bir nefes alıyor. "Bir dakika." diyor. Ellerini iki dizinin üzerine koyuyor. Bacaklarının içinden önce hafif, sonra art arda gelen çıtırtılar duyuluyor. Eğilmiş kemikler deri altında yerlerine doğru kayarken kasları kasılıp gevşiyor, diz kapakları yeniden hizalanıyor. Birkaç saniye içinde az önce ters açıyla duran iki bacağı da normal şeklini alıyor. Lorna önce bir ayağını, sonra diğerini yere basıp hiçbir destek almadan ayağa kalkıyor. Robert’ın ağzı açık kalıyor. "Sen... bacaklarını kendi kendine mi tamir ettin?" Tam o sırada suya açılan kapağın altından küçük, sarı bir kertenkele çıkıyor, birkaç adım attıktan sonra büyüyüp Cole’a dönüşüyor. Cole hem Lorna’ya hem de duvardaki deliğe bakıyor. "Ben taktiksel olarak ortadan kayboldum. Korkudan değildi. Ayrıca evet, bacak meselesi oldukça rahatsız ediciydi."

John, Lorna’nın yürüyebildiğini gördüğünde omuzlarındaki gerginliğin bir kısmını bırakıyor ama V’nin söylediklerinin etkisi geçmiyor. Birkaç saniye boyunca herkesi tek tek süzüyor, sonra kırılmış çalışma masasının yanına geçip üzerindeki Florida haritasını düzlüyor. "Patron haklı olduğu için söylemiyorum, çünkü buraya gelirken yaptığı şeylerin yarısı delilikti. Ama bizim de yaptığımız şey plansızlıktı. Hükümet içinde bizi yok etmek isteyen bir taraf var, diğer taraf ise kullanmak istiyor. Meksikalılar federal sistemin içine insan sokmuş. Onlarla doğrudan savaşmaya kalkarsak iki cephede aynı anda eziliriz. Önce bizi kullanmak isteyen kanatla ilişkiyi koparmayacağız. Onlara gerçekten işlerine yarayabileceğimizi göstereceğiz, fakat verdikleri her bilgiyi ayrıca doğrulayacağız. Sonra La Sangre Nueva’nın içine bir yol açacağız. İçeriye doğrudan American Gods olarak girmeyeceğiz. Farklı kimlikler, farklı temaslar ve birbirinden kopuk görünen küçük adımlarla ilerleyeceğiz. Hükümetin istediği hain hücreyi bulurken, o hücrenin Meksikalılara ne taşıdığını da öğreneceğiz. Yeterince bilgi topladığımızda iki tarafı birbirine karşı kullanabiliriz. Böylece hükümete bizi silmenin pahalıya mal olacağını, Meksikalılara da içlerinde güvende olmadıklarını gösteririz." John kısa bir süre durup masadaki herkese ayrı ayrı bakıyor. "Bunu patronun bize bıraktığı bir ceza gibi görmeyin. Bu, ilk kez gerçekten kendi başımıza karar vereceğimiz bir durum. Yanlış yaparsak yalnızca azar işitmeyiz, birimiz ölür."

Ardından görevleri dağıtmaya başlıyor. Robert, hükümetteki bağlantısıyla yeniden temas kuracak, fakat buluşma istemeyecek ve yalnızca Elias Ward ile turuncu alarm dosyasına dair doğrulanabilir bilgi isteyecek. Cole, La Sangre Nueva’nın kullandığı bilinen yüzlerden birinin görünümünü kopyalamak için fotoğraf ve video toplayacak, şimdilik kimseye dönüşmeden yalnızca hazırlık yapacak. Lorna kendi su yollarını, kaçakçı temaslarını ve saklı geçiş noktalarını açmayı kabul ediyor. "Sizi sevdim demeyeceğim, çünkü aranızdan biri duvarımı yıktı, biri de beş dakika önce bana havladı. Ama başınıza bela olan adamları hiç sevmiyorum. Bu yüzden yardım edeceğim." diyor. Sonra bakışları sana dönüyor. "Hazel, senin işin en önemlisi. Bilinmeyen numarayı takip edeceksin. Kafenin güvenlik kayıtlarında bıraktığın sahte görüntüye kimlerin eriştiğini bulacaksın. Robert’ın temasının cihazına girmeden önce çevresindeki ağları haritalayacaksın. Bize sahte kimlikler ve temiz telefonlar hazırlayacaksın. Ama kimsenin beynine izinsiz girmek yok. En azından planı öğrenene kadar." Önünde birkaç başlangıç noktası var, Lorna’nın jammer sistemlerini kullanarak bilinmeyen mesajın kaynağını araştırabilir, kafenin kopyaladığın kamera ağındaki erişim kayıtlarını inceleyebilir, Robert’ın hükümet bağlantısı için güvenli bir iletişim kanalı hazırlayabilir ya da La Sangre Nueva’ya sızmak için Cole’un kullanabileceği sahte bir kimlik oluşturabilirsin.

V: Lorna’nın ilk dizine çarptığın anda bacağının taşıdığı denge tamamen dağılıyor. İkinci bacağını da yakalayıp ters açıya zorladığında iki kırık peş peşe geliyor ve kadın dizlerinin üzerine çöküyor. Silahı zeminde kayarken sen onu öldürmüyor, John’un önüne çözülmesi gereken bir sorun olarak bırakıyorsun. John’a liderliğin yalnızca araya girip sakinleştirmek olmadığını, bazen elindeki bütün kaynakları kullanarak çözüm üretmesi gerektiğini gösterdikten sonra motoruna dönüyorsun. Arkandan yükselen Lorna’nın küfürleri geceye karışıyor, fakat cevap vermeden gazı açıp Barlow sahasından uzaklaşıyorsun. Tam ana yola çıkarken Elizabeth geri arıyor. Kaskındaki bağlantıyı açtığında dosyaları birbirine bağlamış birinin hızlı ama düzenli konuşması duyuluyor. "Neden Lorna’ya sığındıklarını buldum. Robert’ın bağlantısı onları hükümet içindeki iki gruptan biri adına görüşmeye çağırmış. Teklifleri, American Gods dosyasını askıya almak karşılığında La Sangre Nueva’ya bilgi taşıyan federal hücreyi temizlemeleriymiş. Görüşme sırasında Synapse, temasın tehditkar tavrına karşı Bio-Hack kullanmış. Adamın korumaları ateş açmış. Cole onları mermilerden korumuş, Synapse güvenlik sistemini kırarak çıkış açmış. Robert kaçış sırasında ses gücünü kullanınca yerel polis devreye girmiş. Synapse polisleri etkisiz biçimde uzaklaştırmış, John da takip eden özel araçları durdurmuş."

Elizabeth devam ederken motorun hızını düşürmüyorsun. "Wild Panda’ya dönmemelerinin sebebi takipçileri doğrudan bara taşımamak. John onları Everglades’e yönlendirmiş. Lorna, açıkta durduklarını fark edip daha güvenli olan alt tamirhaneye almış. Şu ana kadar Lorna’nın onları hükümete, Meksikalılara ya da başka bir gruba sattığına dair hiçbir belirti yok. Aksine bölgedeki kamera ve plaka takip ağından çıkmalarını sağlamış. Peşlerindeki kişiler hem kafedeki temasın güvenlik ekibi hem de onların hareketini izleyen başka bir araç grubu. İkinci grubun kimliği belli değil. Kısacası çocuklar aptalca bir görüşmeye gitti, ortalığı dağıttı ve Lorna onları sakladı. Kadına güven demiyorum ama bu olayda onları tuzağa düşüren kişi o değil." Bu bilgi, geride bıraktığın sahneyi değiştirmiyor ama resmin eksik kalan kısmını tamamlıyor. Elizabeth ayrıca Lorna’nın olağan dışı bir iyileşme yeteneğine dair eski ve doğrulanmamış raporlar bulunduğunu, silahlı çatışmalardan birkaç saat sonra hiçbir yara izi olmadan görüldüğünü ekliyor. Telefon kapanmadan önce peşlerindeki ikinci aracın plakasını araştırmaya devam edeceğini söylüyor.

Ardından James’i arıyorsun. Telefon açıldığında arka planda araba kapısının kapanma sesi duyuluyor. Ona bir süre görünmeyeceğini, ekibe açıkça patronluk taslamadan yön vermesini ve özellikle John’un kendi kararlarını almasına izin vermesini söylüyorsun. James birkaç saniye sessiz kalıyor. "Tamam. Onlara senin adına emir vermeyeceğim. Sorular soracağım, hatalarını yüzlerine vuracağım ve kendileri doğru sonuca ulaşmazsa son anda müdahale edeceğim. John’un liderlik etmesine izin veririm. Hazel’ın da planı üç dakika içinde cinsel bir şakaya çevirmesini engellemeye çalışırım, fakat bu konuda mucize bekleme." Kısa bir duraklamadan sonra sesi ciddileşiyor. "Yalnız uzaktan izleyeceksen gerçekten uzaktan izle bence. Her yanlışlarında ortaya çıkarsan hiçbir şey öğrenmezler. Birisi ölmek üzere olmadığı sürece karışma." Onayını verdikten sonra görüşme bitiyor. Motoru şehir yönüne çeviriyor, ancak Wild Panda’ya gitmiyorsun. Everglades’in dışındaki eski sanayi kuşağına ulaştığında, yol kenarında solmuş kırmızı neonlarla aydınlanan iki katlı bir barın önünde duruyorsun. Tabelasında "The Drowned Crow" yazıyor. Mekân, kamyoncuların, kaçak avcıların ve bataklık rotalarını kullanan insanların uğradığı türden bir yer. Buradan Lorna’nın arazisine giden yolları gözlemek, kimlerin bölgeye girip çıktığını görmek ve dikkat çekmeden haber toplamak mümkün.

Sokağı ve binayı incelediğinde önünde birkaç giriş yolu beliriyor. Neon tabelanın altındaki çift kanatlı kapı sürekli açılıp kapanıyor. İçeride yüksek müzik, bilardo masaları, uzun bir bar ve bölgedeki kaçakçıların kullandığı açık konuşmalar olabilir. En kolay giriş burası, fakat takım elbisen ve yüzün hemen dikkat çeker. Buz makinelerinin ve çöp konteynerlerinin bulunduğu dar geçitte metal bir kapı var. Mutfak personeli, içki sevkiyatı ve mekanın arka işlerini yöneten kişiler bu yolu kullanıyor olabilir. İçeride depo, mutfak ve çalışanların telefonlarını bıraktığı küçük bir ofise çıkma ihtimali yüksek. Binanın arkasındaki siyah suya uzanan eski bir iskele bulunuyor. İki hava botu ve üstü örtülü küçük bir sürat teknesi bağlı. Bu giriş kaçak sevkiyatlar, gizli müşteriler veya alternatif rotaları kullanan kişiler için ayrılmış olabilir. İskelede kamera görünmüyor, fakat karanlıkta nöbet tutan biri bulunabilir. Binanın yan cephesinde paslı bir merdiven ikinci kattaki dar balkona çıkıyor. Perdeleri kapalı dört oda ve ışığı yanan bir ofis var. İçeride özel görüşmeler, kumar masası, dinlenme odaları ya da mekân sahibinin tuttuğu kayıtlar bulunabilir. Yerden görünmeden çıkmak zor, fakat üst kata ulaşırsan bütün barı yukarıdan izleyebilirsin. Bara doğrudan girmek yerine sokağın karşısındaki terk edilmiş görünen oto yıkamayı kullanabilirsin. İçindeki karanlık kabinlerden barın ana kapısını, yan yolu ve Lorna’ya giden güzergahı aynı anda görmek mümkün. Elektrik hattı hala çalışıyorsa güvenlik kameralarına ya da yerel ağa erişebileceğin bir bağlantı da bulunabilir.

Tabii bara girmek zorunda da değilsin, dolaşabileceğin kocaman bir şehir var.
Post Reply